Diyarbakırın tarihi turistik yerleri | Tatil Yerleri

Diyarbakırın tarihi turistik yerleri

DIYARBAKIR-KALESI

Diyarbakır ve çevresi, tarih öncesi dönemden başlayarak geçiş yeri olduğundan, çok çeşitli uygarlıkların kalıntılarıyla doludur. Yörede 1964′te başlayan kazılarda, Pafeolitik (Eskitaş)Dönem’e değin inen yerleşmeler bulunmuştur. Prof. Halet Çambel ve Prof. R.J. Braidwood başkanlığında, Ergani’ye bağlı Hilar Köyü yakınlarında, Çayönü Tepesi’nde yapılan kazılarda, bu dönemden bir köy yerleşmesi ortaya çıkarılmıştır. Burada üç ana evre saptanmıştır. Evre I. İÖ 7250-6750 (7300-6800) yıllarını kapsamaktadır. 6 yapı katında, değişik planlı ızgara, hücre, geniş oda taş temelli, kerpiç duvarlı evler belirlenmiştir. Bu yapıların ortak özelliği, özenle işlenmiş geniş döşemeleridir. Konutların yanı sıra iri taşlardan yapılmış bir podyum ve küçük moloz taşlardan bir yol ya da kaldırım ortaya çıkarılmıştır. Bu dönem yapılarında kullanılan taşların büyüklüğü ve teknikteki gelişmişlik şaşırtıcıdır. Evre 2′de, İÖ 4000′li yıllardan kaba çanak-çömlek parçaları, moloz taştan duvar ve döşeme kalıntılarına rastlanmıştır. Evre 3′te, İÖ 3000 ortalarında, çark tekniğinde çanak-çömlek parçaları ve mezar kalıntıları bulunmuştur. Çayönü Tepesi’nin karşısındaki ünlü “Hilar Mağaraları’nda, son Antik Dönem’den ilginç kabartmalar, kayaya oyulmuş hücre mezarlar, dış yüzlerde kabartma ve yazıtlar bulunmuştur. Bu alanın hemen yanında, “Büyük Mağara” ya da “Direkli Mağara”da 16×20 m ölçülerinde, iki bacalı bir oda ve mezar ortaya çıkarılmıştır. Tavan, kayaya oyulmuş 9 tek parça direkle desteklenmiştir. Burasının bir tür kervansaray olarak kullanıldığı sanılmaktadır.

Ekinciler Köyü yakınında, Girikhaciyan’da (Hacılar Tepesi) yapılan kazılarda, İÖ 6000-5000 yıllarından bir köy yerleşmesi ortaya çıkarılmıştır. Burada moloz taştan duvar kalıntıları, tek renkli çanak-çömlekler, çakmaktaşı, obsidyen, kemikten gereçler bulunmuştur.

İÖ 2000′lerde Hurriler yöreye egemen olmuştur. Diyarbakır Kalesi’nin, Fis Kayası’na kurulu İçkale bölümünün, ilk yerleşim noktası olduğu ve Hurriler Dönemi’nde kurulduğu sanılmaktadır. İÖ 1200-700 yılları arasında egemenliklerini sürdüren Asurlular da kral stelleri ve yazıtlarıyla yöre sanatına katkıda bulunmuşlardır. Bunların en önemlileri Lice’de, Bırklin (Bırkleyn) Mağaraların’ndadır.

Mağaraların kuzey yüzünde, yüksekçe bir yerde İÖ XII.yy’danl.Tiglat pileser’in stel ve yazıtları bulunmaktadır. Bir başka mağarada da III. Salmanasar’ın steli ve iki yazıtı görülmektedir.

Bu kaya kabartmalarında, Asur kralları işlemeli giyimli, uzun başlıklı, büyük sakallıdır. Yüzler doğuya dönüktür. Sağ elde çift yüzlü balta bulunmakta, sol elle boyna asılı kılıç tutulmaktadır. Bunlar, Asur kabartmalarının ortak nitelikleridir.

MERKEZ İLÇE: Geçmişte Amidi, Amida, Amid, Kara Âmid, DiyarBekr, Diyarbekir, Diyarbakır adlarıyla bilinen kentte Artukoğulları, Akkoyunlular ve Osmanlı dönemlerinden önemli yapılar bulunmaktadır. Yörede, Türk mimarisinin ürettiği değişik amaçlı yapıların tümüne rastlanabilmektedir. Ayrıca Akkoyunlu ve Osmanlı mimarisinin etkileşim alanı oluşu açısından da önemlidir. Yapıların yazıtları, dönemlerinin önemli mimarlarının adlarını vermektedir. Sanatçıların çoğunluğu bu bölgede yetişmiş, belirli bir geleneği sürdürmüştür.

NESTORİAN KİLİSESİ: İçkale’de, kubbeli bazilika planında bir VI. yy yapısıdır. Bizans Dönemi’nden olduğu sanılmaktadır. Kubbeye geçiş tromplarla sağlanmıştır, içleri mukarnaslıdır. Orta mekân, dört yöne eyvanlarla açılmaktadır. Birkaç kez onarılmıştır.

ULU CAMİ: Güneydoğu Anadolu’nun en eski camisi olarak bilinmekte, Diyarbakır’ın en anıtsal yapı topluluğu olarak nitelenmektedir. Değişik dönemlerden yazıtları vardır. 639′da kentin ortasındaki büyük kilisenin önce üçte biri, sonra tümü camiye dönüştürülmüştür. 1091/1092′de Selçuklu Sultanı Melikşah döneminde yenilenmeştir. XV. yy’da Akkoyunlu Hükümdarı Uzun Hasan, yapının batı bölümünü tümüyle onanmıştır. Caminin önünde çeşitli yapılarla çevrili avlu bulunmaktadır. Avlu ortasında 1849′da yapılmış sekizgen sütunlara dayanan şadırvanla havuz vardır. Yapı içten üç nefe ayrılmakta, ortada bu nefleri kesen geniş bir mekân bulunmaktadır. Sütunlar, sivri kemerlerle ‘bağlanmıştır. Üstte küçük kemerlerden ikinci bir dizi oluşmuştur. Mihrap ve minber Son Dönem Osmanlı yapıtlarıdır. Minare kara gövdeli, silindirik külahlıdır.

Cami, çevresinde yer alan iki medrese, Şafiiler Camisi ve öbür yapılarla bir bütün oluşturmaktadır. Çiçekli kûfı yazıtları ve silmelerdeki süslemeler özgündür.

ÖMER ŞEDDAD (HAZRETİ ÖMER) CAMİSİ: Mardin Kapısı’mn girişindedir. 1150/1151′de lnaloğulları zamanında yapılmıştır. Mimarının Hibetullah el Gürgani olduğu sanılmaktadır. Girişin üstündeki geniş kemerde yer alan yazıtlar ve sivri kemerli iki pencere dışında süslemesizdir.

KALE CAMİSİ: lçkale’de surlara bitişiktir. Hazreti Süleyman ve Nasiriyye Camisi adlarıyla da tanınmaktadır. En erken tarihi yazıtı minaresindedir (1160). Yazıtında NisanoğuUarı’ndan Ebu’l-Kasım Ali’nin yaptırdığı bildirilmektedir. Mimarının Hibetullah el Gürgani olduğu sanılmaktadır.Birkaç kez onarılan yapı kesme taştandır. Eklemeler ve onarımlarla özgün biçimini yitirmiştir. Ana mekân içten beşik tonoz, dıştan düz çatılıdır. Burası, iki dizi sütunla üç bölüme ayrılmıştır. Çevresindeki yapı toplulukları ve şehitlikle birlikte önemli bir ziyaret merkezidir.

NEBİ (PEYGAMBER) CAMİSİ: XV. yy’da Akkoyunlular zamanında yapılmıştır. Yapının tümü yöreye özgü kara bazalt taşındandır. Yalnızca son cemaat yeri ve minare ak taştandır. Son cemaat yeri üç kubbelidir. Kubbeler ikisi bağımsız, ikisi duvara gömülü yarım sütunlara dayanmaktadır. Ana mekân, altı sütunlu ve yanlara ikişer derin kemerle genişleyen plandadır. Bu bölümü örten tromplu kubbe dıştan konik çatılıdır. Mihrap ak taştan, geometrik bordürlüdür. Minberi yalındır. Mimari özellikleriyle Akkoyunlu ve Osmanlı yapıları arasında bağlantıyı sağladığından önemlidir.

SAFA (İPARLI) CAMİSİ: Akkoyunlular Dönemi’nin başyapıtlarındandır. XV. yy’da Uzun Hasan yaptırmıştır. Ulu Cami’nin batısındadır. Planı, çinileri ve taş bezemesi önemlidir. Dört sütuna dayanan beş kubbeli son cemaat yeri vardır. Minaresi Türk taş işçiliğinin ilginç örneklerindendir. Kûfı, nesih yazılar ve değişik biçim ve desenlerle bezenmiştir. Orta kubbe içten sekiz sütuna, dıştan yüksek bir kasnağa oturmaktadır; konik çatıyla örtülüdür. Köşelerde pandantifli kubbeler, ortada beşik tonoz biçiminde kemerler orta kubbeyi desteklemektedir. Duvarlar 1,20 m’ye dek çiniyle kaplıdır, geçmeli daire, sekizgen ve üçgenlerle bezenmiştir.

HOCA AHMED CAMİSİ (AYNİ MİNARE CAMİSİ): Diyarbakır’ın güneyinde, Mardin Kapısı yakınındadır. 1489′da Hoca Ahmed yaptırmıştır. Yan mekânlı ilk Osmanlı camilerinden, yalın küçük bir yapıdır. Girişte, üç sütuna dayanan dört bölümlü son cemaat yeri vardır. Ana mekân, ters T planlıdır. Uzunlamasına beşik tonozlu bir alan biçimindedir. Mihrap önü, beş köşeli, beşik tonozludur. Ortada mukarnaslı mihrap bulunmaktadır.

ŞEYH MATAR (MUTAHHAR) CAMİSİ: Yazıtında, 1500′de Akkoyunlu Hükümdarı Kasım’ın yaptırdığı bildirilmektedir. Ak, kara kesme taştan, göz alıcı bir yapıdır. İki tam, iki yarım sütunla üç bölüme ayrılmış son cemaat yeri, eğimli bir çatıyla örtülüdür. Yapının en ilginç yanı, dört sütun üstünde yükselen kare minaresidir. Yazıt kuşağına dek kara, sonra akkara taştandır.

Yapıya büyük bir taçkapıdan girilir. Yanlarda iki küçük niş vardır. Kare planlı ana mekân kubbeyle örtülüdür. Kare mekândan sekizgen kasnağa ve oradan kubbeye geçilmiştir. Minaresi dışında süslemesiz bir yapıdır.

LALA (LÂLE) BEY CAMİSİ: Lala Bey Mahallesi’ndedir. Yazıtı yoktur. XV. yy ortası ya da XVI. yy başından olduğu sanılmaktadır. Eğil beylerinden Lala Kasım yaptırmıştır. Küçük, tek kubbeli bir yapıdır. Son cemaat yerini örten üç kubbe dıştan gizlenmiştir. Son cemaat yeri ve minaresi dışında özgün biçimini yitirmiştir. Buralarda ak ve kara taş dizileriyle devinim elde edilmeye çalışılmıştır.

ŞEYH YUSUF CAMİSİ: Alican Mahallesi’ndedir. Yapım tarihi bilinmemekte, XVI. yy’dan olduğu sanılmaktadır. Kara, kesme taştan küçük bir yapıdır. Avlunun kuzeybatısında kare gövdeli, piramit biçimi çatıyla örtülü, Şeyh Yusuf Hemedani’nin türbesi bulunmaktadır.

Yapı, düzgün olmayan dikdörtgen biçimindedir. Mihraba dik iki sütun, ana mekânı üçe bölmektedir. Sütunlar geniş, sivri kemerlerle bağlanmıştır.

FATİH PAŞA CAMİSİ (KURŞUNLU CAMİSİ): Kentin doğusunda, İçkale yakınındadır. 1516-1520′de Bıyıklı Mehmed Paşa yaptırmıştır. Kentteki ilk Osmanlı yapısıdır. Planıyla, daha önceki yapılardan ayrılmaktadır. Osmanlı yapılarında, ters T biçimli camilerden dört yarım kubbeli merkezi planlı camilere geçişi belirlediğinden, Türk mimarlık tarihinde önemli bir yeri vardır. Son cemaat yeri, 8 sütuna dayanan 7 kubbeyle örtülüdür. Ak, kara taştandır. Ana mekân, 4 kare sütuna dayanan bir orta kubbe ve 4 yarım kubbeyle örtülüdür. Bu orta mekânın yanlarında odalar bulunmaktadır.Caminin yanında, Özdemiroğlu Osman Paşa’nın türbesi ve birkaç ek yapı bulunmaktadır.

HÜSREV PAŞA CAMİSİ: 1521-1528′ de Hüsrev Paşa’ca medrese olarak yaptırıldığından Hüsreviyye Medresesi diye tanınmaktadır. Kentin güneyinde, Mardin Kapısı yakınındadır. 1728′de minare eklenmiştir. Yapı, yöre mimarisinde özgü ak, kara taştandır. Orta avluyu sütunlu, sivri kemerli revaklar çevrelemekte, arkada medrese odaları yer almaktadır. Girişin karşısında bulunan cami bölümü ters T planlıdır. Girişi, sekizgen kasnağa oturan kubbe örtmektedir. Burası, yanlara beşik tonozlarla açılmaktadır. Dışa çıkıntı yapan mihrap yarım kubbeyle örtülüdür.

ALİ PAŞA CAMİSİ: Mardin Kapısı’ yla Urfa Kapısı arasındadır. 1534-1537′de Hadım Ali Paşa yaptırmıştır. Bir yapı topluluğunun içinde yer almaktadır. Yerel özelliklerle, Osmanlı sanatının genel niteliklerini birleştiren ilginç bir yapıdır. Son cemaat yeri ve kubbe kasnağında ak, kara taşlarla devinim sağlanmıştır. Son cemaat yerinin önü, hafif sivri kemerlerle bağlanan dört sütundan oluşmaktadır. Buradaki beş kubbe dıştan gizlenmiştir. Bu yapı biçimi Diyarbakır yapılarında yaygındır. İç mekânda, kubbeye geçişi sağlayan trompların yerden başlıyormuş gibi ele alınışı ilginçtir. Orta kubbe piramit biçimi tuğla çatıyla gizlenmiştir. Mihrap ve minber klasik Osmanlı mimarisi üslubundadır. Yapıyı süsleyen duvar çinileri özgündür.

İSKENDER PAŞA CAMİSİ: İskender Paşa Mahallesi’ndedir. 1551′de İskender Paşa yaptırmıştır. Önünde şadırvanı, doğusunda türbesi bulunmaktadır. Son cemaat yeri, sivri kemerlerle bağlanmış 4 sütuna ve köşelerde L biçimi ayaklara dayanmaktadır. Ana mekân tek kubbeli, ters T planlıdır. İri tromplara dayanan kubbe, dıştan on altı köşeli kasnağa oturmaktadır. Taştan mihrap, mukarnas süslemelidir.

BEHRAM PAŞA CAMİSİ: Kentin güneyinde, Mardin Kapısı yakınındadır. 1564-1572′de Behram Paşa yaptırmıştır. Osmanlı mimarisiyle yerel özelliklerin kaynaştığı ilginç bir örnektir. Diyarbakır’ın taş işçiliği yönünden zengin yapıları arasında, özel bir yeri vardır. Külliye olarak düşünülmüştür ancak, yalnızca hamam sağlamdır. Tümüyle kesme taştan, tek kubbeli bir yapıdır. Son cemaat yeri, şadırvanıyla birlikte sütunlu saray görünümündedir. Sütunlar zengin süslemelidir. Son cemaat yeri beş kubbelidir; orta kubbe yüksek tutulmuştur. Taçkapı mukarnas bordürlüdür. İçten, iki katlı galeri kemerleri, mihrabın yanlarındaki altı küçük mihrapçık, zengin bir görünüm sağlamaktadır. Mihrapçıklar ve duvarlar XVI. yy İznik çinileriyle kaplıdır. Taştan mihrap ve minber çok süslemelidir.

MELEK AHMED PAŞA CAMİSİ: Kentin batısında, Urfa Kapısı’nın yakınındadır. 1587-1591′de Melek Ahmed Paşa yaptırmıştır.Altta dükkân ve depolar, üstte cami bölümüyle döneminin ilginç yapılanndandır. Camiden ayrı olan minarenin kaidesi taş işçiliğinin güzel örneklerindendir. Mozayik çini kaideyi çevrelemektedir. Merkezi planlı yapı, tromplu kubbeyle örtülüdür. Mihrap nişi tümüyle, duvarlar 1 m yüksekliğe dek XVI. yy Osmanlı çinileriyle kaplıdır.

DEFTERDAR CAMİSİ: Defterdar Mahallesi’ndedir. 1594′te Defterdar Ahmed Paşa yaptırmıştır. Fevkani planlı (iki katlı) yapılardandır. Güneyinde, 1832′de yapılmış Ragıbiyye Medresesi yer almaktadır. Caminin alt katında, beşik tonozlu bir bölüm ve dükkânlar bulunmaktadır. Üst kat, iki sütun ve kemerlerle iki nefe ayrılmaktadır. Mihrap ve minber yalındır. Yapı düz çatılı ve minaresizdir.

NASUH PAŞA CAMİSİ: İçkale’nin dışındadır. 1606-1611 ‘de Nasuh Paşa yaptırmıştır. Değişik dönemlerde, özensiz onarımlar geçirmiştir. Önde avlusu vardır. Ana mekân, kareye yakın planlı ve dokuz bölümlüdür. Ortada pandantifli kubbe, yanlarda çapraz tonozlarla örtülüdür. Dıştan sekizgen kasnağa oturan piramit biçimi çatıyla örtülüdür.

ARAP ŞEYH CAMİSİ: Diyarbakır’ın doğusunda, Yeni Kapı yakınındadır. XVII. yy ortalarında Kara Mustafa Paşa yaptırmıştır. Özelliği olmayan küçük bir yapıdır; sekizgen planlı şadırvanı ilginçtir. Kentin çok kubbeli yapılanndandır; son cemaat yeri üç, ana mekân 6 kubbelidir.

KURT İSMAİL PAŞA CAMİSİ: Meded Bey ya da Kışla Camisi adlarıyla da bilinmektedir. Kent surlarının dışındadır. 1869-1875′te Hatunoğlu Kurt İsmail Paşa, kardeşi Meded Bey adına yaptırmıştır. Son Dönem Osmanlı mimarisinde görülen, sekizgen planlı ana mekân ve onu çevreleyen revaktan oluşmaktadır. Daha çok türbe mimarisinde kullanılan bu planın, camiye uygulanması ilginçtir.

İBRAHİM BEY MESCİDİ: İbrahim Bey Mahallesi’ndedir. XV. yy sonu ya da XVI. yy başında, Akkoyunlular Dönemi’ nde İbrahim Bey yaptırmıştır.Son cemaat yeri üç pandantifli kubbeyle örtülüdür. Ana mekân iki kalın sütunla enine iki, boyuna üç bölüme ayrılmaktadır. Hem son cemaat yeri, hem de ana mekân alçak olduğundan, basık görünümlüdür. Ana mekân kubbemsi ve çapraz tonozlarla örtülüdür. Bu yönden ön örnek sayılmaktadır.

TACEDDİN MESCİDİ: Taceddin Mahallesi’nde, Melek Ahmed Paşa Hamamı yakınındadır. XV. yy Akkoyunlu yapısıdır. Ana mekân, dikdörtgen planlı, düz damlıdır. Önde, İyon başlıklı, basık bir sütuna dayanan iki kemerli son cemaat yeri vardır. Taçkapı biri sivri, öbürü basık iki kemerle çevrilidir. Yalın görünümlü, süslemesiz bir yapıdır.

HACI BÜZÜRK MESCİDİ: Cevad Paşa Mahallesi’nde, Gazi Caddesi’nin başlangıcındadır. XV. yy Akkoyunlu yapısıdır. Geniş, sivri kemerli bir kapıdan avluya girilmektedir. Ana mekân, iki sütun, üç sivri kemerle genişlemesine iki bölüme ayrılmıştır. Ana mekân ve son cemaat yeri düz çatılıdır. Mihrap ve minber süslemesizdir.

ZİNCİRİYE (SİNCARİYE) MEDRESESİ: Ulu Cami’ninbatısındadır.Güney duvarındaki yazıtında, 1198′de Mimar İsa Ebu Dirhem’in yaptığı bildirilmektedir. Küçük avlulu, açık revaklı, tek katlı bir yapıdır. Ulu Cami Külliyesi içinde, Mesudiye Medresesi’ni bütünleyecek biçimde değerlendirilmiştir. Dışa taşan taçkapı yalındır. Dıştaki yalın görünüme karşın, içteki zengin taş işçiliği ilginçtir. Bakışıksız planlıdır. Ortadaki küçük havuzlu avlunun çevresinde, sütunlu, kemerli revaklar yer almaktadır. Medrese iki eyvanlıdır. Yapının en belirgin yeri büyük eyvandır. Bunun sağ ve solunda beşik tonozlu iki oda, sol köşede kubbeli bir oda yer almaktadır. Avluya açılan medrese odaları da bakışıksızdır. Sağda dört beşik tonozlu oda bulunmasına karşılık, solda uzun tek oda vardır.

Revak kemerleri değişik ve dev mimlidir. Bir bölümü dışa taşkın ve süslemelidir. Alçak kemerlerin üstünde yazı frizi bulunmaktadır. Çatıdan taşan taş levhaların dayandığı konsollar, az rastlanan özelliktedir. Diyarbakır evlerinde de görülen bu mimari öğe, çok eski bir gelenekten kaynaklanmaktadır. Geçmişten bu yana Suriye ve Güneydoğu Anadolu’da kullanılmıştır.

MESUDİYE MEDRESESİ: Ulu Cami çevresindeki yapılar topluluğu içindedir. Artuklu Dönemi medreselerinin en önemlilerindendir. Yazıtına göre yapımına, 1198/ 1199′da Ebû Muzaffer Sökmen II zamanında başlanmıştır. 1223′te Mevdud döneminde bitirilmiştir. Mimarı Cafer İbni Mahmud’ dur. İki katlı, açık avlulu, tek eyvanh bir yapıdır. Tümüyle yörenin kesme bazalt taşındandır. Yalnızca eyvan kemerinde ak mermer, revak ve eyvan tonozlarında tuğla kullanılmıştır. Özellikle çok süslü taş işçiliği gösteren kemerleri ilginçtir.

Genel çizgileriyle Anadolu medrese mimarisinin açık avlulu türüne girmektedir.Ancak öbür medreselerde bulunan odaların burada bulunmaması ilginçtir. Bu nedenle Zinciriye Medresesi’yle bütünleştiği sanılmaktadır.

ALİ PAŞA MEDRESESİ: Mardin Kapısı’yla Urfa Kapısı arasında, Ali Paşa Camisi’nin batısındadır. 1543-1547′de Hadım Ali Paşa yaptırmıştır. Kesme taş ve tuğladan, tek katlı bir yapıdır. Planıyla öbür medreselerden ayrılır. Burada orta avluyu revaklarla çevrelemek yerine, doğrudan medrese odalarına geçilmektedir. Revaksız avlusu ve dershanelerinin örtü biçimleriyle, Diyarbakır yapıları içinde özel bir yeri vardır. Dershane bölümünde, Erken Osmanlı Dönemi yapılarında beliren, yarım kubbeleri anımsatan bir örtü biçimi uygulanmıştır.

MUSLİHİDDİNLARI MEDRESESİ: İbariye, Parli Medresesi adlarıyla da tanınmaktadır. Şeyh Sefa Camisi’nin güneyinde, avlusunun içindedir. Yazıtı yoktur. XV. yy ikinci yarısında yapıldığı, XVI. yy’da onarıldığı sanılmaktadır. Tek katlı, örtü bölümleri dışında tümüyle kesme taştan bir yapıdır. İnce, uzun dikdörtgen planda, dershane bölümü ortaya alınmış, medrese odaları yanlara yerleştirilmiştir. Böylece avlu çevresinde medrese odalarının yerleştirilmesi düzeninden uzaklaşılmıştır. Bu nedenle mimarlık tarihi açısından ilginç yapılardandır.

Doğu Anadolu’nun sürekli kültür merkezi olan Diyarbakır’da günümüze ulaşamayan çok sayıda medrese bulunmaktaydı. Pek çok bilgin ve sanatçının yetiştiği tekkeler de vardı. Bunlardan Örflzade ve Gülşeni tekkelerinin ancak kalıntıları günümüze ulaşabilmiştir.

SULTAN ŞÜCA TÜRBESİ: Mardin Kapısı içinde, Deliller Hanı’nm karşısında-dır. önündeki çeşmeyle birlikte XIII. yy’da yapıldığı sanılmaktadır. Yüksek kare gövde üstüne, içten kubbe, dıştan piramit biçimi çatıyla örtülü bir yapıdır.

ŞEYH YUSUF HEMEDANİ TÜRBESİ: Şeyh Yusuf Hemedani Camisi avlusunun kuzeybatı köşesindedir. Yapım tarihiyle ilgili görüşler çeşitlidir. Kara kesme taştan, kare gövdeli, süslemesiz bir yapıdır. Dıştan piramit biçimi çatı, içten pandantifli kubbeyle örtülüdür. Kare gövdeye göre, piramidal çatının yüksek yapılmış olması ilginçtir.

ŞEYH ABDÜLCELİL TÜRBESİ: Şeyh Sefa Camisi avlusundadır. Yazıtı yoktur. XV. yy ortalan ya da XVI. yy başında yapıldığı sanılmaktadır.Kesme taştan, sekiz köşeli bir yapıdır. İçten kubbe, dıştan kiremit kaplı piramit biçimi çatıyla örtülüdür. Gövdeden çatıya yalın bir silmeyle geçilmektedir.

LALA (LÂLE) BEY TÜRBESİ: Lala Bey Camisi’nin kuzeydoğu köşesine bitişiktir. Yazıtı yoktur. XV. yy ortalarıyla XVI. yy başı arasına tarihlendirilmektedir. Kare gövdeli, kubbeli, yalın bir yapıdır. Yapının en ilginç yanı, Diyarbakır türbelerinde rastlanmayan mumyalık bölmümünün bulunuşudur.

SARI SALTIK TÜRBESİ: Urfa Kapı-sı’nın iç yönünde, Gülşeniler Tekkesi olarak bilinen yapılar topluluğu içindedir. Mimarisi ve süslemeleriyle, Diyarbakır türbeleri içinde önemli bir yeri vardır. Yazıtları olmakla birlikte, yapım tarihi bilinmemektedir. Tümüyle kesme taştan, sekiz köşeli bir yapıdır. İçten kubbe, dıştan yüksek bir kasnak üstünde piramit biçimi çatıyla örtülüdür. Kara ve ak taştan dizilerden oluşan kapı ve pencere kemerleri dış görünüşe devinim kazandırmaktadır. Ayrıca kare çerçeveler içinde ak, kara taşlardan kufi yazılar ilginçtir.

ZİNCİRKIRAN TÜRBESİ: İçkale’nin dışında, Nasuh Paşa Camisi’nin güneyinde-dir. Yapım tarihi ve yapımcısı bilinmemektedir. Ak, kara taş dizileriyle devinim kazandırılmış duvarlar, özenle yapılmıştır. Sekiz köşeli gövdenin tüm yüzlerinde pencere bulunmaktadır. İçten kubbe, dıştan piramit biçimi çatıyla örtülüdür. Günümüze ulaşmış biçimiyle, mimari ve süsleme açısından Diyarbakır türbelerinin genel niteliklerini yansıtmaktadır.

KARADENİZ TÜRBESİ (MİR SEYYAF TÜRBESİ): Yapım tarihi ve yapımcısı bilinmemektedir. Kare gövdeli, beşik tonozla örtülü bir yapıdır. Bu görünüşüyle öbür Diyarbakır türbelerinden ayrılmakta, eski bir geleneği sürdürmektedir.

FATİH PAŞA TÜRBESİ: Fatih Paşa Camisi’nin güneyindedir. XVI. yy’da yapıldığı sanılmaktadır. Osmanlı Erken Döne-mi’nden kalan türbe, bu yapı türünün gelişim çizgisini izlemek açısından önemlidir. Ancak çok yıkıktır.

İSKENDER PAŞA TÜRBESİ: İskender Paşa Camisi’nin doğusunda, bahçe içindedir. XVI. yy’da yapıldığı sanılmaktadır. Kentin sağlam olarak günümüze ulaşmış en ilginç türbesidir. Yapı; mescit ve türbe bölümlerinden oluşmaktadır. Kuzeyde süslü mihraplı, dilimli kemerli pencereleri olan tek kubbeli mescit bulunmaktadır. Türbe güneydedir. Yapının tümü ak, kara taş dizilerinden oluşmaktadır. Dıştan, gerek bu taş dizilerinin kazandırdığı devinim, gerekse pencere kemerlerinin ilginç biçimleriyle, az rastlanır özellikte bir yapıdır. Ayrıca, türbe mimarisinde çok az görülen bir örtü biçimi vardır. Burada önce kare, sonra on altı köşeli kasnağa oturan kubbe, yanlarda yarım kubbelerle desteklenmektedir. Diyarbakır’daki çok sayıda yapıyla birlikte Mimar Sinan’ın yapıtı olabileceği düşünülmektedir.Ancak bu konuda bilgiler kesin değildir.

ÖZDEMİROĞLU OSMAN PAŞA TÜRBESİ: Fatih Paşa Camisi’nin batısındadır. Kemerli bir kapıyla caminin avlusuna bağıntılıdır. 1585′te Ozdemiroğlu Osman Paşa için yaptırılmıştır. Bölgesel özelliklerle, XVI. yy Klasik Osmanlı mimarisinin niteliklerini kaynaştırmış önemli bir yapıdır. Sekiz köşeli ana mekânın önünde, kare planlı, kubbeli bir giriş vardır. Bu planıyla Ozdemiroğlu Osman Paşa Türbesi yörede tek kalmaktadır.

ARAP ŞEYH TÜRBESİ: Arap Şeyh Camisi’nin kuzeyinde, avlu içindedir. Günümüzde şadırvan olarak değerlendirilmektedir. XVII. yy’da yapıldığı sanılmaktadır. Sekizgen gövdeli, içten kubbe, dıştan piramit biçimi çatıyla örtülü bir yapıdır. Yüzlerdeki hafif sivri kemerlerle dışa açılmaktadır. Bu biçimiyle, açık türbelerle kapalı türbeler arasında bağlantıyı sağlamaktadır.

SAHABELER TÜRBESİ: İçkale’de, Kale Camisi’nin bit iş iğ indedir. Kimi kaynaklarda, ilk yapım tarihinin 639′a değin indiği bildirilmektedir. Girişinde, 1631-1633′te Silahtar Mustafa Paşa’nın yaptırdığını gösteren yazıtı vardır. Son yıllarda Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce tümüyle onarılmıştır. Türbenin iç yapısı ilginçtir. Kubbeli mekân, yanında yarım kubbeli mekân ve bunları saran bölümlerden oluşmaktadır. Tümü konsollu silmelerle gövdeye bağlanan çatıyla örtülüdür. Yer yer karşılaşılan yazıtların yanı sıra, türbenin içi belirli bir yüksekliğe dek çini levhalarla kaplanmıştır. Bunlar değişik çiçek motifleriyle bezenmiştir.

DELİLLER HANI (HÜSREV PAŞA HANİ): Mardin Kapısı’ndan girildiğinde sağdaki ilk büyük yapıdır. 1527′de Hüsrev Paşa yaptırmıştır. Geniş bir alana yayılmış, iki bölümlü bir yapıdır. Ahır bölümü tek, ana bölüm çift katlıdır. Kareye yakın avlunun çevresinde iki katlı revaklar, ortada şadırvan yer almaktadır. Revakların ardında odalar vardır. İkinci bölüm, doğu-batı yönünde uzanan kemerlerle bağlanmış beş dizi sütunla, 6 neften oluşmaktadır. Dışta dükkânlar bulunmaktadır. Taçkapı geometrik geçmeli bordürlü ve mukarnas süsleme-lidir. Yapı, bu görünümüyle, KlasikOsmanlı hanlarının mimarisini yansıtmaktadır.

HASAN PAŞA HANI: Ulu Cami’nin doğu girişindedir. 1574 ve 1575 tarihlerini gösteren iki yazıtı vardır. Klasik Osmanlı mimarisinin ulaştığı düzeyi yansıtan bir yapıdır. Aynı zamanda, han mimarisinin ilginç örneklerindendir. Doğu kapısı, XVI. yy Osmanlı anıtsal kapı mimarisini yansıtması açısından önemlidir.

Duvarlarda iki renkli taş dizilerinin yatay olarak kullanılması, yapıyı olduğundan da uzun göstermektedir. Çatıyı taş konsollara oturan silme sınırlamakta, arkada kubbeler görülmektedir.

Avlunun ortasında bezemesiz 6 süt unlu, kubbeli şadırvan bulunmaktadır. Hafif sivri kemerli sütunlara dayanan iki katlı revakların avluya bakan yüzleri, iki renkli taş dizisiyle zenginleştirilmiştir. Böylece dış yüzlerde görülen devinim, içerde de sürdürülmüştür.

ÇİFTE HAN: Mardin Kapısı’ndan gelen caddenin sağında, Hasan Paşa Hanı’nın güneyindedir. XVI. yy’da yapıldığı sanılmaktadır. Yazılı kaynaklarda, kentin en büyük hanları arasında sayılmaktadır. Ancak bir bölümü yıkılmış olan Çifte Han, yer yer değişikliğe uğramış görünüşüyle ilk biçiminden çok şey yitirmiştir. Birbirine bitişik Çifte Han planıyla, yörede değişik bir uygulamanın örneğini oluşturmaktadır.

YENİ HAN: Ulu Cami’nin güneyinde, Zinciriye Medresesi’nin arkasındadır. 1788/ 1789′da Seyyit Hacı Abdullah yaptırmıştır. İki katlı yapının ortasındaki avlu, revaklarla çevrelenmiştir. Revak kemerleri ince sütunlara oturmaktadır. Revaklar ve arkasında yer alan han odaları düz damlıdır. Diyarbakır’daki öbür hanlara göre daha yalın bir yapıdır. Uzun yıllar doğunun kültür, ticaret v.e endüstri merkezi olan Diyarbakır’da bedesten, çarşı, hamam ve çeşmeler de önemli yer tutmaktaydı. Özellikle Evliya Çelebi’nin övgüyle söz ettiği bu yapıların çoğu günümüze ulaşamamıştır.

ARTUKOĞULLARI SARAYI: İçkale’ de, Virantepe, Top Tepe diye adlandırılan yığma bir tepeye kurulmuştur. 1961-1962′ de Profesör Oktay Aslanapa başkanlığında yapılan kazılarla ortaya çıkarılmıştır. 1200-1222′de Artukoğullan’ndan Nasirüddin Salih Mahmud bin Muhammed zamanında yapılmıştır. Kazılarla yapının selsebil ve sekiz köşeli havuzu açığa çıkarılmıştır. Saray hamamının ortasında bulunduğu sanılan havuz, altın yaldızlı, cam mozayik süslemelidir. Bunların en eski Türk mozayikleri olduğu sanılmaktadır. Çift başlı Artuklu kartalını gösteren özgün ve değerli çiniler ve seramik buluntular müzede sergilenmektedir. Temel kalıntılarından, yöreye egemen bir tepeye yapılan sarayın surlarla çevrildiği anlaşılmaktadır. İçkale’de ikinci bir surla karşılaşılmaktadır. Yapı, plan ve süslemesiyle, Karahanlılar, Gazneliler, Büyük Selçuklular’dan bu yana gelişerek gelen niteliklere bağlı kalmış; bunlara yöresel özellikler eklenmiştir. Bu gelenek daha sonra evlerde sürdürülmüştür (Bak. Mimarlık).

DİCLE KÖPRÜSÜ: Mardin Kapısı’mn 3 km dışında, Silvan Yolu üstündedir. Yazıtında, 1065′te, Mervanoğulları’ndan Nizamüddevle Nasr’ın yaptırdığı bildirilmektedir. Buna göre, Anadolu’da saptanan en erken islam köprüsüdür . Ancak, köprünün bu tarihten çok önce yapıldığı sanılmaktadır. Emevi Halifesi Hişam zamanında yenilenmiş, 1065′te yeniden elden geçirilmiş olmalıdır. 10 gözlü, 180 m boyunda, kara taştan, sivri kemerli bir yapıdır. Değişik dönemlerde geçirdiği onarımlarla, mimari bütünlüğünü yitirmiştir; ancak aslan kabartması, kûfı ve bitkisel süslemeleri önemlidir.

DEVEGEÇİDİ KÖPRÜSÜ: Diyarbakır’ın 20 km kuzeyindeki Devegeçidi Suyu’ na yapılmıştır. Mimarisi ve yazıtlarıyla ilginç bir Artuklu yapısıdır. 1218′de Mahmud Ibn Muhammed yaptırmıştır. Eyyübiler Dönemi’nin ünlü mimarı Cafer Ibn Mahmud’un yapıtıdır. Yedi gözlü, tümü kara kesme taştan, hafif sivri kemerli bir yapıdır.

Ayrıca Devegeçidi Suyu’na XVII. yy’da yapılmış IV. Murad Köprüsü vardır, Karaköprü adıyla da tanınan yapı, 6 gözlüdür.1223′te, Artuklu Hükümdarı Abu’l-Feth Mevdud zamanında yapılan Ambarçayı Köprüsü’nün, ancak temelleri görülmektedir.Merkez Ilçe’ye bağlı Eğil Bucağı’nda da çeşitli dönemlerde yapılmış önemli tarihsel yapıtlar bulunmaktadır.

EGİL KALESİ: Yörenin en ilginç ve eski kalelerindendir. Tek parça, büyük bir kayaya yapılmıştır. Günümüze yalnızca sur kalıntıları, yapı temelleri, sarnıçlar kalmıştır. Kalenin batı yüzündeki kayada, Asur hükümdarlarından birinin yazıtlı steli bulunmaktadır.

ULU CAMİ (TACIYAN CAMİSİ): Eğil Bucağı’nın güneydoğusundadır. Çok yıkıktır. Yazıtı yoktur, ancak süslemeleri ve yapım tekniğiyle XII. yy sonu ya da XIII. yy başına tarihlendirilmektedir. Yapı, Artuklular’m bölgede geliştirdikleri cami tipinin küçük ölçüde bir denemesi olarak nitelenmektedir. Kalıntılardan, mihrap önü kubbeli, enine dikdörtgen planlı bir yapı olduğu anlaşılmaktadır. Girişle, kubbeli orta mekân arasındaki kemerli açıklık, mimari gelişme açısından önemlidir. Kubbe kasnağının dışındaki iki dizi iri çiçekli kûfı bir yazıt kuşağı, yapının özelliklerindendir.

Yörede ayrıca Eğil Tekkesi (XIV-XV. yy), Zat-ı Ali Kümbeti (XVI.yy), Nisanoğlu Türbesi (XVI-XVII. yy) önemli yapılardır.

ÇERMİK İLÇESİ: Artukoğullan Dönemi’nden Ulu Cami ve Haburman Köprüsü’yle ünlüdür.

ÇERMİK KALESİ: İlçenin batısındaki tepeye kurulmuştur. Ortaçağ’dan kaldığı sanılmaktadır. Yalnızca duvar kalıntıları görülebilir.

ULU CAMİ: Kale Mahallesi’ndedir. XII. yy’da Artukoğullan’ndan Fahreddin Karaaslan yaptırmıştır. XIII. yy’da Anadolu Selçuklu Hükümdarı III. Alaeddin Keykubad döneminde onarılmış ve minare eklenmiştir. Bu nedenle, “Sultan Alaeddin Camisi” de denmektedir. 1517′de doğusuna bitişik Şah Ali Bey Camisi yapılmıştır. Mimari açıdan önemli bir yapıdır. Üç kubbeli son cemaat yeri ve tromplu kubbeli ana mekândan oluşmaktadır. Mihrap duvanna koşut, üç nefli camilerdendir.

ŞAH ALİ BEY CAMİSİ: XVI. yy’da yapılmıştır. Ulu Cami’nin doğu duvanna bitişiktir. Son cemaat yeri, taçkapı ve pencerelerin dış yüzleri, kesme taşla kaplıdır. Yapı, sekizgen kasnak üstüne piramit biçimi külahla örtülüdür. Tek kubbeli, ana mekân ve son cemaat yeri olan camiler planındadır.

ABDULLAH PAŞA MEDRESESİ: 1756/1757′de Çeteci Abdullah Paşa yaptırmıştır. II.Abdülhamid döneminde “Çermik Rüştiye Mektebi” olarak kullanılmıştır. Günümüzde onarılarak, yeniden camiye dönüştürülmüştür. Dikdörtgen planlıdır. Merkezdeki avlunun üç yanına revaklar ve medrese odaları yerleştirilmiştir. Kuzey yönü boş bırakılmıştır. Avlunun üç yanında bulunan odalar ve dışa çıkıntı yapan mescit dershane hücresi yapının belirgin özelliğidir.

SARAY HAMAMI: İlçenin içindedir. XVI. ve XVII. yy mimari özellikleri gösteren bir yapıdır. Haç biçimi dört eyvanlı ve köşe hücreli hamamlar planındadır. Özenli işçiliği, anıtsal ölçülere varan boyutları ve mekânlarının dengeli dağılımıyla önemli bir yapıdır.

HABURMAN KÖPRÜSÜ: Haburman Köyü yakınındadır. Sinek Çayı’na kurulmuştur. Yazıtında, 1179′da, Artukoğlu Necmüddin Alpi’nin kızı Zübeyde Hatun’un yaptırdığı bildirilmektedir. Üç gözlü, ak taştan bir yapıdır. Boyu 106-107 m.genişliği 5,50 m’dir. Ortadaki büyük, gösterişli, sivri kemerli gözüyle “ana gözlü köprüler” grubuna girmektedir. Yanlardaki gözler küçük sivri kemerlidir.

SİNEK ÇAYI KÖPRÜSÜ: Çermik-Çüngüş Yolu’nda, Sinek Çayı’na kurulmuştur. Yazıtı olmadığından, yapım tarihi ve yapımcısıyla ilgili kesin bilgi yoktur. XII. yy sonlarında yapıldığı sanılmaktadır. 51,80 m uzunluğunda, iki yana eğimli, sivri kemerli, iki gözden oluşan bir yapıdır.

ÇINAR İLÇESİ: Geçmişte Mirhıdır ve Zerzevan kaleleriyle ünlüydü. Ancak, günümüze kalıntıları bile ulaşmamıştır. Adlan ve yerleri bilinmektedir.

ÇÜNGÜŞ İLÇESİ: Yörede XV. yy’dan bir manastır ve 500 m21ik bir alana kurulmuş, 12 m yüksekliğinde kilise kalıntısı vardır.

KALE: Camii Kebir Mahallesi’nde, 150 m yükseklikte tek bir kayaya yapılmıştır. Duvarları yıkıktır; su sarnıçları görülebilir.

CAMİİ KEBİR: XIII. yy’da kiliseden camiye dönüştürülmüş bir yapıdır.

ALİ BEY CAMİSİ: 1688′de Ali Bey yaptırmış, 1757′de Kapıkıran Mehmed Paşa minare eklet mistir.

ÇÜNGÜŞ HAMAMI: İlçe içinde, eğimli bir alana yapılmıştır. Haç biçimi dön eyvanlı ve köşe hücreli hamamlar planındadır. Ancak, eyvanlardan biriyle, köşe hücrelerinden ikisi kaldırılarak sıcaklık küçültülmüştür. Bu biçimiyle, bu gruba giren hamamlar içinde değişik bir uygulamayı örneklemektedir. XVII. yy’da yapıldığı sanılmaktadır.

DİCLE İLÇESİ: Tarihi Amidi (Amini) Kalesi’nin ancak adı ve yeri bilinmektedir, kalıntıları günümüze ulaşmamıştır.

ERGANİ İLÇESİ: Geçmişte Argani, Akania, Arsinia adlanyla bilinen ilçe, çok eski bir yerleşme merkezidir. İlçenin 7 km güneybatısında, Çayönü Tepesi’nde lö 7250′ye dek inen bir yerleşim merkezi bulunmuştur (Bak. Tarih). Zülküfül ve Enuş Peygamber türbeleri önemli ziyaret yerleridir.

OSMANİYE KALESİ: İlk yapım tarihi bilinmemektedir. 1402/1403′te Akkoyunlu Kara Yülük Osman Bey zamanında onarılmıştır. Yazılı kaynakların kesme taştan, güzel bir kale olduğunu belirttikleri yapı çok yıkıktır.

MERYEM ANA KİLİSESİ: Zülküfül Dağı’nın doğusunda bir tepeye yapılmıştır. Polonyalı gezgin Simeon Seyahatname’sinde, kagir, kubbeli, büyük bir yapı olduğunu anlatmaktadır. Günümüzde yıkıktır.

HANİ İLÇESİ: Mimarlık tarihinde önemli yeri olan, Hatuniye Medresesi’yle ünlüdür.

ULU CAMİ: Belediye ve kaymakamlık yapılannın yer aldığı küçük alandadır. Yapım tarihi ve yapımcısı bilinmemektedir. Yazıtlanndan 1657 ve 1682′de onanldığı anlaşılmaktadır. Dikdörtgen planlı, birbirinden farklı yükseklikte, iki bölümden oluşan bir yapıdır. Eğimli bir alana kurulduğundan, güney yüzüne dükkânlar yapılmıştır. Batı yüzündeki taçkapıdan, iki sütur’a b” lünmüş avluya geçilmektedir. Ana mekaa, mihrap duvanna koşut üç neftidir.

HATUNİYE MEDRESESİ: Ulu Cami’ nin güney bat ısındadır. Çok yıkıktır. Yalnızca mihrap duvan, bunun yanındaki iki kubbeli mekân ve eyvan duvarlan ayaktadır. Yapım tarihiyle ilgili çeşitli görüşler vardır. Bitkisel süslemesi ve yazılanyla XIII. yy’da yapıldığı sanılmaktadır. Mihrap duvan tonoza dek taş süslemelidir. Mihrap nişi halat kıvrımlı silmeyle çevrelenmiştir. Bunun dışında geometrik süslemeli çerçeve ve en dışta üç dizi mukarnas bezeme bulunmaktadır. İki yanda kubbeli mekânlann bulunduğu, kapalı avlulu medreseler planında olduğ u s anılmakt adır.

HAZRO İLÇESİ: Osmanlı Dönemi’nin önemli merkezlerinden olan ilçede en önemli yapı, Ulu Cami’dir. Tercil, Mihrani ve Ayındar kalelerinin sur kalıntılan, burçlan ve sarnıçları görülebilir.

ULU CAMİ: İlçeye egemen bir tepeye kurulmuştur. Onanm ve eklemelerle ilk biçimini önemli ölçüde yitirmiştir. Yapım tarihiyle ilgili çeşitli görüşler vardır. Kimi kaynaklar XIII. yy’da Eyyubiler Dönemi’ nde yapıldığını bildirirken, başka kaynaklar da tek kubbeli Osmanlı camileriyle benzerliği yüzünden XVI. yada XVII. yy’a tarihlendirmektedir. Özenli işçiliği, mimari öğelerinin dengeli dağılımı, taçkapıyı ve mihrap nişini çevreleyen mukarnas ve geometrik süslemeleri anılmaya değer.

KULP İLÇESİ: ilçenin güneydoğusunda, Kefrum Kalesi’nin sur kalıntıları bulunmaktadır.

LİCE İLÇESİ: Çok çeşitli dönemlerden kalıntıların bulunduğu Lice, eski bir yerleşim merkezidir.

DAKYANUS: Lice’nin 18 km batısında, bir tepeye kurulmuştur. Selökidler ya da Romalılar Dönemi’nden olduğu sanılmaktadır. Kenti kuşatan surlar, yapı temelleri, Dakyanus’un sarayı olduğu sanılan büyük bir yapının duvar ve kemerleri sağlamdır. Çevrede 3-4 m yükseklikte sütunlar, sütun başlıkları, kaideler bulunmaktadır. Kentin doğusundaki tapınağın kemerli kapısı, mihrabı, sarnıçlar, düzgün planlı sokaklar görülebilir. Kentin kuzeyinde, Karım Dağı eteklerinde kilise kalıntısı vanr.

ZÜLKARNEYN KALESİ: Lice-Hani arasında Çeper Köyü yakınındadır. Büyük İskender döneminde kurulduğu söylenmektedir. Ancak, lö VI. yy’da Pers İmparatoru Kiros döneminde yapıldığı sanılmaktadır. Çevrede, kent surlarının temelleri, burçlar ve kale kapılan görülebilmektedir.

ATAK (ANTAK) KENTİ: Hezan Bucağı’nın 15 km doğusundadır. Kent surları ve yapıların temel ve duvarlanyla, doğuda Akkilise adlı yapının kalıntıları bulunmaktadır. Ayrıca, XIV. yy Artukoğulları Dönemi’nden cami ve “Akminare” diye bilinen yapı kalıntıları vardır. Artukoğullan Dönemi’nin sayılı kalelerinden olan Atak (Antak) Kalesi zamanla önemini yitirmiştir.

ULU CAMİ (VAKIF AHMED BEY CAMİSİ): İlçe merkezinde, düzensiz kare planlı bir yapıdır. Yapım tarihiyle ilgili çeşitli görüşler vardır. Bir bölümünün XIII. yy’da yapıldığı, XVI. yy’da yenilendiği sanılmaktadır. İki katlı yapıda son cemaat yerinden düz çatılı ana mekâna geçilmektedir. Ana mekânın bir bölümü sütunlar ve geniş sivri kemerlerle bölünmüştür. Böylece beşik tonozlu iki nef ve L biçimi, ahşap çatılı geniş bir bölüm elde edilmiştir. Duvarlar altıgen ve sıraltı tekniğinde çinilerle kaplıdır.

SİLVAN İLÇESİ: Geçmişte Meyyafarikıyn, Mafarkin, Farkın, Martyropolis adlarıyla bilinen ilçe, Asurlular Dönemi’nde kurulmuş, Ortaçağ’in önemli merkezlerinden biri olmuştur.

SİLVAN KALESİ: Yörenin önemli kalelerindendir. Yapım tarihi bilinmemektedir. 532′de Bizans İmparatoru I. Justinianus döneminde onarılmıştır. 600 x 500 m ölçülerinde, dörtgen planlı, iki surla çevrili bir yapıdır. Dördü güneyde, ikisi kuzeyde, ikisi batıda, biri doğuda, dokuz kapısı vardır.

Kalenin burç ve kapılarında Eyyûbiler, Artukoğullan ve Mervaniler’den kalma yazıtlar bulunmaktadır.

ULU CAMİ (SELAHADDİN EYYÜBİ CAMİSİ): Sanat tarihi açısından önemli bir yapıdır. 1031′de yapıldığı sanılmaktadır. 1157′de Artukoğulları’ndan Necmüddin Alpi döneminde onarılmış, genişletilmiştir. 1224″te Eyyûbiler’den Ebul Muzaffer Şehabeddin Gazi döneminde yeniden elden geçirilmiştir. Mihrap önü kubbesinin büyük tutulup, önem kazandığı cami türünün öncüsü, ilk örneğidir. 13,50 m çapındaki mihrap önü kubbesi dört sütuna dayanmaktadır. Güney köşedeki süslemeler, erken tarihlerden olmaları nedeniyle önemlidir.

EYYÛBİLER CAMİSİ: Cami yıkıktır, yalnızca süslemeli ve yazıtlı minaresi kalmıştır. Yazıtında XIII. yy’da yaptınldığı bildirilmektedir.

KARA BEHLÜL BEY CAMİSİ: Osmanlı Dönemi yapılanndandır. XVI. yy’da Sancak Beyi Kara Behlül yaptırmıştır. 1899′da minaresi eklenmiştir. Dış duvarlar bej renkli kesme taştandır. Tek kubbeli camiler planındadır. Sekizgen kasnağa oturan, piramit biçimi kubbesi vardır. Son cemaat yeri 6 ahşap sütuna dayanan ahşap çatıyla örtülüdür.

MALABADİ KÖPRÜSÜ: Tarihsel ve mimari açıdan yörenin en önemli yapılanndandır. Malabadi Köyü yakınında, Batman Çayı’na yapılmıştır. Yazıtında, 1147′de Artukoğullan’ndan Timurtaş bin llgazi’nin yaptırdığı bildirilmektedir. Her biri başka uzunlukta, kınk çizgiler biçiminde üç bölümden oluşmaktadır. Doğu ve batıdan eğimlerle yollara bağlanmaktadır. Tümünün boyu 150 m, genişliği 7 m’dir. Beş gözden oluşmaktadır. Ortadaki, çok büyük sivri kemerlidir. Yazıtlan, kabartmaları ve büyüklüğüyle görkemli bir yapıdır.

KENOK (KEMKÛK) KÖPRÜSÜ: Malabadi Köprüsü’nün 10-15 km kuzeybatısındadır. Uzunluğu 31,65 m, genişliği 3,90 m’dir. Eski kalıntılar üstüne, XII. yy’da yapıldığı, sonradan onarıldığı sanılmaktadır. İki yana sert eğimle inen, yuvarlak kemerli mimarisi ilginçtir.

Tags: , , , , ,



3 Yorum to “Diyarbakırın tarihi turistik yerleri”

  1. eda Says:

    birkaç resim olsaydı çok güzel olurdu

  2. veysel akdağ Says:

    birazda çüngüşün köylerinin fotosunu çekip siteye atın

  3. serhat Says:

    amed dünya kültür merkezidir ama ne yazık ki bunu kıskananlar amedi tanaıtmıyorlar ben ileride inşallah bir tarihci olup bu kenti hakettiği yere ğetireceğim

Yorum Yaz