EDİRNENİN TARİHİ YERLERİ

edirne-turistik-yerleri

Trakya Bölgesi’nde, tarih öncesi dönemle ilgili araştırmalara 1930′larda başlanmıştır. “Dolmen” diye adlandırılan megalitik nitelikteki geçitli mezar odaları ilk kez bu yıllarda ilgi çekmiş, ancak tarihlendirilmesi için yeterli veriler bulunamamıştır. 1960′larda Ş.A.Kansu, istanbul Avrupa Yolu’nun kuzeyinde Lalapaşa tlçesi’nde bulduğu 19 dolmenle ilgili bilgileri raporlar halinde yayınlamıştır. Daha sonra Edirne Müzesi ilgililerince de 5 yeni dolmen bulunmuştur. Son yıllarda Balkanlar’da bulunan bu tür dolmenlerin sayısı 750′ye ulaşmıştır. Bunlar, İÖ 2000 sonları ile İÖ 1000 başlarına tarihlenmektedir. Edirne bölgesinde bulunanların da aynı tarihlerden olduğu sanılmaktadır.

Bu bölgede tarih öncesi dönemle ilgili bir başka merkez, Edirne ile Kırklareli arasında Hasköy’ün doğusunda bulunan ve bugün Yumurtatepe olarak adlandırılan höyüktür. 1936′da A.M.Mansel, 1940′da R.O.Arık’ça yapılan araştırmalarda çok sayıda insan iskeleti, ile çanak-çömlek parçaları bulunmuştur. İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne getirilen bu parçalar arasında, el yapımı kabartma şerit bezekli parçalar ile iki tane çizgi ve nokta bezekli gövde parçası ilgi çekicidir.

Hacıdanişment Köyü’ne 1 km kala, Edirne-Büyükdöllük-Çömlek-Akpınar yörelerinde menhirler bulunmuştur. Hacıdanişment-Vaysal arasındaki monolitlerin (dikilitaşların) yan yana bir daire biçiminde bulundukları, yani bir “kromlek” oluşturdukları düşünülebilir.

Tatarlar-Keremendenler; Hanlıyenice-Küçünlü-Hacılar yöresinde dolmen ve menhirler bir arada bulunmaktadır. Edirne il merkezinin kuzeybatısında Tunca’nın üst sekilerinde 1960′ta Ş.A.Kansu’nun bulduğu Çardakaltı Höyüğü, tümüyle yıkılıp bozulmuştur. Araştırmalarda ele geçen buluntular Edirne Müzesi’ndedir.

EDİRNE MERKEZ İLÇE: İstanbul’un alınışına değin Osmanlı Devleti’nin başkenti olan Edirne, özellikle Erken Osmanlı sanatının gelişimini yansıtması yönünden önemlidir. XV. ve XVI. yy’larda dönemin en üst düzeyde yapıtlarının toplandığı merkez olmuştur.Kent ve çevresinde, Roma ve Bizans Dönemi yapılarının ancak bir bölümünün kalıntıları vardır. Bu yapıların varlığı, eski kaynaklardan ve sikkelerden bilinmektedir.

Hadrianopolis (Edirne) sikkelerinden, kentin o dönemdeki görünüşü ve yapıları saptanabilmektedir. Bir sikkede: 4 sütunlu ve içindeki tanrı heykeliyle Zeus Tapınağı, yine 4 sütunlu yüzüyle Tykhe Tapınağı, bir başkasında: Çok katlı sütunlu yüzüyle anıtsal bir çeşme (Nymphaeum) vardır. Ayrıca yine sikke resimlerinden burada Zeus, Hermes, Apollon, Art emiş, Athena, Asklepios, Hygieia, Dionysos, Kybele, Nike, Tykhe, Herakles Concordia, Aequitas gibi tanrı ve kahramanların kültü olduğu anlaşılmaktadır.

EDİRNE KİLİSE CAMİSİ: Bizans Dönemi yapılarındandır. Fatih Sultan Mehmed, yıktırıp yerine iki payeli, 6 kubbeli büyük bir cami yaptırmıştır. 1752 depreminde yıkılan yapıdan hiçbir iz yoktur.

AYASOFYA KİLİSESİ (HALEBÎ MEDRESESİ CAMİSİ): Yakın tarihlere değin Ayasofya Kilisesi adıyla bilinen yapının, Bizans Dönemi’nde kentin en büyük kilisesi olduğu sanılmaktadır. Fransız mimarlık tarihçilerinden A.Choisy’nin 1875′te saptadığına göre, haç planında olup. tuğladan yapılmıştı ve dört ağır payenin taşıdığı bir kubbe ile örtülüydü. Ayrıca dışarı taşkın 4 aprisi vardı. V. ve XII.-XIII. yy’larda iki yapı dönemi geçirdiği sanılmaktadır. Sultan I. Murad (Hüdavendi-gâr)’ın buyruğuyla camiye dönüştürülmüş, II.Murad döneminde yanına yapılan medreseye müderris atanan Seraceddin Mehmed BinÖmeri Halebî’nin adıyla, “Halebî Medresesi Camisi” olarak anılmıştır. Kale içinde, Keçeciler yolundaki yapı, 1752 depreminde yıkılmıştır.Sinaitikon Kilisesi de küçük bir Bizans yapısıydı. Dıştan 4 kollu haç, içten yonca yaprağı planlı ve kubbeliydi.

YILDIRIM BAYEZİD CAMİSİ: Edir ne’nin XlV.yy’dan, en eski camisidir. Gerek plânı ve gerekse sütun başlıkları yapının haç planlı bir Bizans kilisesi olduğunu göstermektedir. Yıldırım Bayezid adına camiye dönüştürülürken (1400) temel dışında yeniden yapılmıştır. Ancak kıble yapının eksenine uymadığından, mihrap, haç kollarından birinin köşesine konmuş, eğimli bir görüntü almıştır. Günümüzdeki biçimiyle, dört kemerli, kubbeli ve tek minareli bir camidir.

EDİRNE ESKİ CAMİ: Edirne’de Osmanlılar’dan günümüze ulaşmış en eski anıtsal yapıdı 1403′te Emir Süleyman’ca yapımına başlamış, Çelebi Sultan Mehmed zamanında 1414′te bitirilmiştir. Mimarı Konyalı Hacı Alâaddin, kalfası Ömer İbn İbrahim’dir.Çok kubbeli “Ulu camiler” tipine girer. Merkezi kubbeyi taşıyan dört paye ile dört duvar üzerine dokuz kubbelidir. Bir yanının dış ölçüsü 49,50 m olan kare planlıdır. 13 m çapında ve tümüyle yarım küre biçiminde olan kubbeler, yan netlerde pandantiflere, ortada çeşitli geçiş öğelerine oturur. Orta kubbenin trompları mukarnas dolguludur. Taçkapı, son cemaat yeri girişi ve minber ak mermerdendir. Kuzey ve batı yüzleri daha süslüdür. Son cemaat yeri girişindeki kemer çevresinde bulunan rozetler ve spiralli bordur süsleme, onarımda yapılmıştır.

İç mekânda yalnızca dört paye oluşu yapıya ferah bir görünüm verir. Bu özelliğiyle Osmanlı mimarisinde mekânın birleştirilmesi yönünden yeni bir aşamayı oluşturur. Paye ve duvarlarda yer alan iri ak yazılar ve Barok süsleme, mekân etkisini zayıflatır. Camide süsleme yönünden en önemli bölüm minberdir. Kapı üzerindeki yazıtta Çelebi Sultan Mehmed’in adı vardır. Doğu ve batı yüzlerindeki geçme yıldızlar ve rumiler ilginçtir. 5 kemerli son cemaat yeri ve biri tek öbürü iki şerefeli, iki minaresi vardır. Cami, 1748′de yangından, 1752′de depremden zarar görmüştür. 1754′te Sultan

I. Mahmud döneminde, 1924 ve 1934′te onarılmıştır.

BEYLERBEYİ CAMİSİ: Hükümet Konağı’ndan Sarayiçi’ne giden caddenin sağındadır. 1429′da, II. Murad döneminde Rumeli Beylerbeyi Sinaneddin Yusuf Paşa yaptırmıştır. Yan mekânlı, çokgen planlı tek kubbeli bir yapıdır. Sivri kemerli mermer taçkapı ilginçtir. İçte büyük kemerin alt yüzünde rumi ve hatayi motifli kalem işi süslemeler göze çarpar. Son yıllarda yeniden yapılırcasına onarılmıştır.

Caminin karşısında Sinaneddin Yusuf Paşa için yapıldığı sanılan yıkık durumda bir türbe vardır. Sekizgen planlı taş yapıda sırlı tuğla dolgular tek süs öğeleridir.

GAZİ MİHAL CAMİSİ: Tunca Nehri’ nin ve Gazi Mihal Bey Köprüsü’nün sağındadır. Mermer kapı üzerindeki yazıtında, 1422′de Mihal Bey’in yaptırdığı bildirilmektedir. Yan mekânlı (zaviyeli) camiler planındadır. Kesme taştan yapının önünde ağır payeli, beş bölümlü bir son cemaat yeri vardır. Tek kubbeli, tek minarelidir. Alçı mihrabındaki yıldızlar ve geometrik bölmelerden oluşan süsleme özgündür. Ancak, mihrabın alt bölümü su basması yüzünden oldukça bozulmuştur. Caminin kıble yönünde Gazi Mihal Bey’in mezarı bulunmaktadır.

MEZİT BEY CAMİSİ (YEŞİLCE CAMİSİ): 1440/41′de Sancakbeyi Mezit Bey yaptırmıştır. Yan mekânlı (zaviyeli) camilerdendir. 1752 depreminden sonraki onarımda, minber eklenerek camiye dönüştürülmüştür. 1889′da yeniden onarılmıştır. Özgün minaresi yeşil çinilerle kaplı olduğundan Yeşilce adını almıştır. Küfeki taşından mihrabın üst bölümünde kabartma frizi (bordürü) vardır. Yine bu bölümde kalem işi süsleme izleri de görülür.

ŞAHMELEK CAMİSİ (ŞAHMELEK PAŞA CAMİSİ): Gazi Mihal Köprüsü’nün Edirne yönündedir. 1429′da yapılmıştır. Mahalle mescidi olup, kesme taştan, tek kubbeli bir yapıdır. Taçkapıdaki taş işçilik ilginçtir. İçten, duvarlar rumi bordürlü altıgen çini panolarla kaplıdır. Yer yer çinili alçı mihrap, sekizgen geçmeler, geometrik bordürler ve rumi motiflerle süslüdür.

SAATLİ MEDRESE: Üç Şerefeli Cami avlusundadır. XV. yy’da, II. Murad yaptırmıştır.

PEYKLER MEDRESESİ: XV.yy’da, Fatih Sultan Mehmed yaptırmıştır. Üç Şe-refeli Cami’nin arkasındadır. İki renkli kapısı ilginçtir. Yüksek taçkapı basamaklıdır.

TAHTAKALE HAMAMI: Tahtakale Mahallesi’nde Ali Paşa Çarşısı karşısındadır. 1435′te II. Murad, Darü’l-Hadis Camisi’ne vakıf olarak yaptırmıştır. Günümüzde de sağlamdır. Edirne’nin çifte hamam planında, en büyük hamamı olarak bilinir. Erkekler bölümü daha büyüktür. Duvarlar üç dizi tuğla, bir dizi taş düzeninde örülmüştür. Erkekler soyunmalığı üç bölümden oluşmaktadır. Yapı, kubbe kasnağında ve yüzlerde bulunan pencerelerle aydınlanmaktadır. Bu bölüm gösterişli bir kubbeyle örtülüdür. Kubbeye geçiş mukarnaslarla sağlanmıştır. Köşelerde iki katlı sekiler yer alır. Altta sekileri sıcak tutacak küllükler vardır. Üst kat ahşap balkon biçimindedir. Soyunmalığın ortasındaki büyük fıskiyeli havuz özgün biçimini korumaktadır. Soğukluk ve halvet kubbeleri dıştan kiremitle örtülüdür. Duvarlar moloz taştandır. Güneydeki halvet, ortası kubbe, dört yanı yarım kubbelerle örtülü dört eyvanlıdır. Hamam, güneyde sıcak ve soğuk sarnıçlarla son bulmakta, kadınlarla erkekler bölümü arasında külhan yer almaktadır.

Kadınlar bölümünün soğukluğu daha küçüktür. İki dizi tuğla, bir dizi kesme taştan yapılmıştır. Kare mekânı, 16 köşeli kasnağa oturan basık kubbe örter. Kare planlı, kubbeli bir mekândan soğukluğa geçilir. Soğukluk pandantifli bir kubbeyle örtülüdür. Halvette orta mekân, doğu ve batıdaki iki yarım kubbeli eyvanla genişletilmiştir. Halvetin güneyindeki kapıdan özel yıkanma hücrelerine geçilir.

MEZİT BEY HAMAMI: Selimiye Camisi’nin batısında, Eski Cami’nin doğusundadır. 1442′de Eflak’ta şehit düşen Mezit Bey yaptırmıştır. Edirne hamamlarının en yalınıdır. Duvarlar kesme taş ve tuğladandır; tromplu bir kubbe ile örtülüdür.

BEYLERBEYİ HAMAMI: Saraçhane Köprüsü ve Beylerbeyi Camisi karşısındadır. XV. yy’ın ilk yarısında II. Murad’ın beylerbeyi Yusuf Paşa yaptırmıştır. Oldukça yıkıktır.

GAZİ MİHAL BEY HAMAMI: Edirne-Kapıkule yolundadır. 1422′de Gazi Mihal Bey yaptırmıştır. Çifte hamam plamndadır. Zengin mukarnas süslemeleri ve ferah mekânıyla Edirne hamamları içinde ayrı bir yeri vardır.

İBRAHİM PAŞA HAMAMI: Araplar Mahallesi’nde bir tepenin yamacındadır. Yaptıranı olarak bilinen İbrahim Paşa’nın yaşadığı dönemi belirtecek bir iz ve kaynak yoktur.

SARAY HAMAMI: Selimiye Camisi’ nin kuzeydoğusundadır. Bir söylentiye göre, I. Murad’ın Selimiye Camisi yerinde olan sarayının yanındaydı.Önceden yalnızca saray hamamıyken, cami yapılınca halka açılmış ve Selimiye Camisi’ne vakfedilmiştir. Çifte hamam planında olup Balkan Savaşı’nda yıkılmıştır. Duvarlardaki tuğla, taş işçiliği özenlidir.

TAHTALI HAMAM: Karanfiloğlu Mahallesi’ndedir. Fatih Sultan Mehmed ve II. Bayezid’in sadrazamlarından Koca İshak Paşa yaptırmıştır. Yapının yalnızca duvar kalıntıları görülebilir.

TOPKAPI HAMAMI (ALACA HAMAM): Üç Şerefeli Cami’nin batısındadır. Edirne Müzesi’nde bulunan yazıtında, 1441′ de II. Murad’ın yaptırdığı belirtilmektedir. Çifte hamam planındaki yapı çok yıkıktır.

YENİÇERİLER HAMAMI: Muradiye Semti’nde, Küçük Pazar’dadır. Yapım tarihi, yapımcısı bilinmemektedir. Yanındaki Yeniçeri Kışlası ve Yeniçeri Camisi’nin adıyla tanınmıştır. Yıkık durumdadır. İzlerinden, iç bölümün çok ince ve güzel işçilik ‘ ürünü olduğu anlaşılmaktadır.

BEDESTEN: 1417-1418′de Çelebi Sultan Mehmed I, Eski Cami’ye vakıf olarak yaptırmıştır. İki renkli, kesme taşlarla kaplanmış süslemeli duvarlı, 14 kubbeli bir yapıdır. Kubbeler kurşunla kaplıdır. 40,54 x 74,94 m ölçüsündeki yapının dört yanında kapılar vardır. Her kubbenin altında, sivri kemerli bir pencere bulunmaktadır. İçte, uzun yüzlerde tonozla örtülü 14′er, kısa yüzlerde 4′er hücre yer alır. Evliya Çelebi, Bedesten’deki elmas ve takıların birkaç Mısır hazinesi değerinde olduğunu ve bunları altmış gece bekçisinin koruduğunu yazar.Son yıllarda onarılmış olan bedesten, çarşı olarak kullanılmaktadır.

ALİ PAŞA ÇARŞISI: Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamlarından Hersekli Semiz Ali Paşa 1569′da Mimar Sinan’a yaptırtmıştır. XVII. ve XVIII. yy’larda en parlak dönemini yaşayan yapıda, 6 kapı, 130 dükkân bulunmaktadır.

ARASTA: III. Murad, Selimiye Camisi’ne gelir sağlamak için Mimar Davud Ağa’ya yaptırtmıştır. 255 m uzunluğunda, 73 kemerlidir. İçinde, iki yanda 124 dükkân vardır. XIX. yy sonundaki onarımda, kurşun örtü yerine kiremitle kaplanmıştır. Evliya Çelebi, buranın “Kavaflar Çarşısı” olduğunu yazar. Dua kubbesinde, burada dükkânı bulunanların her sabah, doğru iş yapacaklarına andiçtikleri ve dua ettikleri bilinir.

RÜSTEM PAŞA KERVANSARAYI: Kent merkezindedir. Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı Rüstem Paşa, Mimar Sinan’a yaptırtmıştır. Klasik Osmanlı mimarisinin ilginç örneklerinden olup Kanuni döneminin görkemli yapılarındandır. Avlulu hanlar planındadır. Dikdörtgen avlunun çevresine iki katlı odalar yerleştirilmiştir. Katların avluya bakan yüzleri, revakhdır. Revakların arkasında ocaklı ve nişli odalar bulunur. Uzun yanlarda, karşılıklı olarak yukarıya çıkan merdivenler vardır. Üst kat pencere ve kapı kemerlerindeki tuğla süsleme ilginçtir. Kesme taş ve tuğladan örülmüş duvarlar, yapıya anıtsal bir görünüm kazandırmaktadır. Sivri kemerli pencerelerin, sonradan dört köşe biçime dönüştürülmesi kimi yerlerde pencere açılması ve sivri kemerlerin doldurulması, yapının görünüşünü bozmuştur. Yuvarlak kemerli ana kapının üstündeki kubbe yivlidir. Osmanh-Rus Savaşı’nda yıkılan yapı, son yıllarda onarılmış, 1972′de otel olarak kullanılmaya başlanmıştır.

KÜÇÜK RÜSTEM PAŞA HANI: Mimar Sinan’ın yaptığı sanılmaktadır.EKMEKÇİOĞLU AHMED PAŞA KERVANSARAYI (AYŞE KADIN KERVANSARAYI): Ayşe Kadın Semti’nde bulunduğundan bu adla da anılmaktadır. Sultan I. Ahmed’in buyruğuyla Defterdar Ahmed Paşa yaptırmıştır.Mimarları Sedefkâr Mehmed Ağa ile Edirneli Hacı Şaban’ dır. Duvarlar kesme ve yontma taştandır. Taçkapının sivri kemer içinde yazıtı vardır. Anıtsal bir yapı olan kervansarayın arka yüzündeki mermer süslemeli pencereler ilginçtir. Yapı tek katlıdır. Odalar yerine ortak salonlar bulunmaktadır. Bu bölümlerin avlu ile bağlantısı yoktur.

Araplar Hanı (Kurşunlu Han, II. Murad dönemi), Halil Paşa Hanı (XVII. yy Çandarlı Halil Paşa dönemi), Havlucular Hanı (XVII. yy Ekmekçioğlu Ali Paşa) İki Kapılı Han (1525-Çoban Mustafa Paşa), Taş Han (XVI.yy sonu Sokullu Mehmed Paşa) öbür önemli yapılardır.

İBRAHİM PAŞA ÇEŞMESİ: 1495′te yapılmıştır. İbrahim Paşa Mahallesi, İbrahim Paşa Sokağı’ndadır. Aslında İbrahim Paşa Camisi’nin şadırvanı olan çeşme dört yüzlüdür. Dilimli kemerleri tutan vazo biçiminde altlıklı, yarım payelerle süslüdür.

KÖSEC BALABAN ÇEŞMESİ: 1544′ te yapılmıştır. Medrese-i Ali Bey Mahallesi’nde, Ebe Okulu yanındadır.

NAZIRÇEŞMESİ: 1574′teİstanbul yönünde Edirne’ye girişte yapılmıştır. Kesme taştan, tek yüzlü bir yapıttır.

AYŞE KADIN CAMİSİ ÇEŞMESİ: 1647′de yapılmıştır. Ayşe Kadın Camisi yanındadır.MERZİFONLU KARA MUSTAFA PAŞA ÇEŞMESİ: 1666′da yapılmıştır. Selimiye Camisi yakınında, Arasta karşısındadır. Edirne çeşmelerinin en büyüğü olarak ünlüdür.

SİNAN AĞA ÇEŞMESİ: 1669′da yapılmıştır. Bayezid Camisi girişindedir.

YILDIRIM CAMİSİ ÇEŞMESİ: 1669′ da yapılmıştır. Yıldırım Camisi yanındadır.

VALİDE SULTAN ÇEŞMESİ: 1696′da Yanık Kışla yanında yapılmıştır.

AMCAZADE HÜSEYİN PAŞA ÇEŞMESİ: 1701′de klasik üslupta yapılmıştır. Kıyık Caddesi’ndedir.

RÜSTEM BEKİR PAŞA CAMİSİ ÇEŞMESİ: 185O’de yapılmıştır. Adliye binası önünde, ampir üslubun güzel örneklerindendir.

AYŞE KADIN SEBİLİ: 1469′da yapılmıştır. Ayşe Kadın Camisi’nin batısındadır. Edirne’nin en eski sebilidir.

HASAN ÇELEBİ SEBİLİ: 1587′de yapılmıştır. Yıldırım Camisi’nin kıble yönündedir.

EKMEKÇİOĞLU AHMED PAŞA SEBİLİ: 1602′de Mezit Bey Hamamı doğusuna yapılmıştır. Klasik Türk üslubunun güzel bir örneğidir.

ESKİ CAMİ SEBİLİ: 1781′de Eski Cami girişinin soluna yapılmıştır.

ESAT MUHLİS SEBİLİ: 185O’de, Tahta Kule girişine yapılmıştır.Edirne’de bunlardan başka yapım tarihleri bilinmeyen 47 çeşme, sebil ve iki su terazisi vardır.

EDİRNE TARİHİ KÖPRÜLER

GAZİ MİHAL KÖPRÜSÜ: Kentin batısında, Bulgaristan’a giden ana yolda, Tunca Nehri’ne yapılmıştır. Kenti Yıldırım Mahallesi’ne bağlamaktadır.Bizans Dönemi’nde Mikhael Palaiologos yaptırmıştır. 1420′de, Osmanlı Dönemi’nde Gazi Mihal Bey, yeniden yapılırcasına onanmıştır. Köprünün ortasında, 1640′ta Kemankeş Kara Mustafa Paşa’nın yaptırdığı sivri kemer biçiminde Tarih Köşkü (Kitabe Köşkü) vardır. Köprü gövdesine sızan suların atılması amacıyla yapılan drenaj düzeni ilginçtir. XIX. yy sonunda depremden zarar gören köprüyü, II. Abdülhamid yeniden yaptırdığından “Hamidiye Köprüsü” adıyla da anılmaktadır. Bu onarımda, İtalyan ustalar çalıştığından batı etkisi belirgindir.

766 m uzunlukta, 27 gözlü köprü üç bölümlüdür. Tunca’nın ana yatağı üstündeki bölümü Gazi Mihal Bey yaptırmıştır. 184 m boyunda, 5,90 m genişliğinde ve 16 yuvarlak kemerlidir. Birinci ve üçüncü bölümleri birleştiren sed, daha çok rıhtım niteliğindedir. 457 m uzunluğunda ve 2 açıklıklıdır. 3. bölüm, 125 m uzunluğunda, 5,50 m genişliğinde ve 9 sivri kemerli Yıldırım Köprüsü’dür. Yıldırım Camisi’ne yakın olduğundan bu adla tanınmıştır. 1544′te Kanuni Sultan Süleyman’ın onarttığını belirten yazıtı vardır.

SARAÇHANE KÖPRÜSÜ (ŞEHABETTİN PAŞA KÖPRÜSÜ): Kentin kuzeybatısında, Sarayiçi yakınında, Tunca Nehri’ne yapılmıştır. 1451′de, II. Murad döneminin önemli devlet adamlarından Şehabettin Paşa yaptırmıştır. 120 m uzunlukta, 5 m genişliktedir. 11 ayaklı, 12 kemerli ve taştan köprünün iki yanındaki kemeri toprak altında kalmıştır. 1702′de orta kemeri yıkılan köprü, Sultan II. Mustafa’ca onartıldığından 50 m uzatılmıştır. Köprünün doğusunda Saraçhane Mahallesi bulunduğundan bu adla da anılmaktadır.

FATİH KÖPRÜSÜ (BÖNCE KÖPRÜSÜ, CEPHANELİK KÖPRÜSÜ, SÜVARİ KÖPRÜSÜ): Sarayiçi’nde, Demir Kapı ile Adalet Kasrı arasında, Tunca Nehri’ne yapılmıştır. Yapım tarihi bilinmemektedir. 1452′de Fatih döneminde yapıldığı sanılmaktadır. Ortada büyük, yanlarda daha küçük olmak üzere üç gözlü olan köprü, 34 m boyunda, 4,40 m genişliğindedir. Büyük gözün yanlarında ayrıca boşaltma gözleri vardır.

BAYEZİD KÖPRÜSÜ: Bayezid Külliyesi yakınında, Tunca Nehri’ne yapılmıştır. 1488′de II. Bayezid’in Mimar Hay reddin’e yaptırdığı sanılmaktadır. 78 m uzunluğunda, 6 m genişliğinde ve 5 sivri kemerlidir. Kesme taştan sağlam bir köprüdür.

YALNIZ GÖZ KÖPRÜSÜ: Bayezid Köprüsü’ne ek olarak Tunca Nehri’ne yapılmıştır. Kenti İmaret Mahallesi’ne bağlar. 157O’te II. Selim zamanında Mimar Sinan yapmıştır. Tek bir kemer biçiminde olup açıklığı 6,60 m’dir.

SARAY KÖPRÜSÜ (KANUNİ KÖPRÜSÜ): Sarayiçi’nde, Tunca Nehri’ne yapılmıştır. Edirne’den Sarayiçi’ne geçilen ilk köprüdür. 156O’ta Kanuni Sultan Süleyman’ın Terazi ve Adalet kasırlarıyla birlikte Mimar Sinan’a yaptırdığı sanılmaktadır. Yontma taştan, 60 m uzunluğunda ve dört gözlüdür. Açıklıkları sivri kemer biçimindedir.

EKMEKÇÎZADE AHMED PAŞA KÖPRÜSÜ: 1608-1615′te Ekmekçizade AhmedPaşa, Tunca Nehri’ne yaptırmıştır. Mimarı Sedefkâr Mehmed Ağa’dır. 11 ayak üzerine, 10 kemerli bir köprüdür. Yarısı ve ortadaki yazıtlı köşkü yakın tarihlerde su taşkınlarıyla yıkılmış, betonarme olarak yeniden yapılmıştır.

MERİÇ KÖPRÜSÜ (YENİ KÖPRÜ): Edirne-Karaağaç Yolu’nda, Meriç Nehri’nin Arda Çayı’yla birleştiği yere yapılmıştır.1832′de II. Mahmud, burada bir köprü yapılmasını emretmiş, ancak parasal olanaksızlıklar yüzünden, 1842′de Abdülmecid zamanında yapımına başlanmış 1847′de bitirilmiştir. Mimarı bilinmemektedir. 263 m uzunluğunda, 7 m genişliğinde, 13 ayak üzerinde 12 sivri kemerli bir taş köprü olup yanlara doğru eğimlidir. Ayaklar arasında ayrıca boşaltma gözleri de bulunmaktadır. Ortasındaki yazıtlı köşkü, mermerdendir. Daha önce kubbesinde güneş motifi bulunduğu bilinir. Kurtuluş Savaşı’nda yok olan yazıtı. 1966′da aslına uygun olarak, mermer üzerine kabartma biçiminde yeniden yapılmıştır.

EDİRNE ESKİ SARAY: 1366′da I.Murad yaptırmıştır. Sarayın yeri kesin olarak bilinmemekte, Evliya Çelebi’nin verdiği bilgilere göre Topraklı Bayır’da olduğu sanılmaktadır. Ayrıca Yıldırım Bayezid de, bu sarayın bir parçası olarak günümüzdeki Selimiye Camisi’nin bulunduğu yerde bir saray yaptırmıştır. Daha sonra ilk saray Musa Çelebi’ce genişletilmiştir. Zamanla yıkılan yapı günümüze ulaşmamıştır.

EDİRNE SARAY-I CEDİD (YENİ SARAY): Tunca Nehri kıyısındadır. Türk sarayları içinde Topkapı Sarayı’ndan sonra en büyüğüdür. 1385-1388 arasında yapılmış başka bir sarayın yerine kurulduğu bilinir. Ana sarayın yapımını 1450′de II.Murad başlatmış, onun ölümünden sonra Fatih Sultan Mehmed sürdürmüştür. Saray, Bab-ı Hümâyûn, Alay Meydanı, Babüs Saade, Arz Odası, Cihannüma Kasrı, Kum Kasrı, Harem ve Enderun’un bir bölümünden oluşuyordu. Kanuni Sultan Süleyman döneminde eklemeler yapılarak genişletilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman, Sarayiçi’nde adını taşıyan bir köprüyle, saraya su getirtmiş,köprünün iki ucuna yüksek dört köşeli su terazisiyle, birer oda yaptırmıştır. Bunlar, Terazi Kasrı ve Adalet Kasrı adlarıyla anılır. Yine bu dönemde, Cihannüma’ya Hünkâr Sofası eklenmiştir. Kanuni’den sonra yapılan eklemelerle genişletilen Saray-ı Cedid’ deki kasırlar şunlardır: Mamak Sarayı (II. Selim), Bayırbahçe Kasrı (II.Osman), İmadiye Kasrı (IV.Murad), Alay Köşkü, Bülbül Kasrı, Değirmen Kasrı, Sepetçi ve iftar kasırları ile Şehsuvar Havuzu (IV. Mehmed’in eklemeleri), Şikâr Kasrı, Gülhane Kasrı (Valide Turhan Sultan). Bu kasır ve köşklerden başka saray eklentileri arasında çok sayıda hamam mutfak daireleri, fırınlar, zindan ve ahırlar da vardı.

Edirne saraylarının parlak dönemi 1703 ayaklanmalarına değin sürmüş, III. Ahmed’ in Edirne’den ayrılmasıyla da saray terkedilmiştir. XVIII. yy’da sarayın onarımına başlanmış, 1829 Rus işgalinde yıkılıp yakılmış, 1869′da ise cephanelik olarak kullanıldığı sırada yanmıştır.Edirne’nin görkemli sarayları arasında Çadırköşkü, Buçuk Tepe Kasrı, Hıdırlık ve Yıldız kasırları ile Demirtaş Kasrı da sayılabilir.

ENEZ İLÇESİ TARİHİ TURİSTİK YERLERİ: Antik kentin yeri kesinlikle saptanamamakla birlikte, kalenin ilerisindeki kayaya oyulmuş mezarlar ve bol seramik buluntuları eski yerleşimin çok geniş bir alana yayıldığını gösterir. 1971′de istanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Eski Çağ Tarihi Kürsüsü’nce başlatılan kazı ve araştırmaların buluntuları, Enez Hükümet Konağı bahçesinde ve Edirne Müzesi’ nde saklanmaktadır. Bunlar arasında mitolojik konulu, kabartmalı diskler, kandiller, küçük lahitler, fıgürinler (küçük heykelcikler), akroter parçalan, Roma Dönemi’nden bir Herakles heykeli, testiler, amforalar sayılabilir.

ENEZ KALE VE SURLAR: Bizans Dönemi’ nden olduğu bilinmekte, yapının tarihi kesin olarak verilememektedir. Ancak kaynaklar, VI. yy’da imparator Jüstiniyanus’un kaleyi onarttığım bildirmektedir.Kale doğu-batı yönünde uzanır. Güneyde, sur duvarı vardır. Kalenin denize bakan bölümündeyse, iki yanında birer çok köşeli kule bulunan anıtsal bir kapı vardır. Sağdaki kule yıkıktır. Ana giriş, iki yanda birer mermer sütuna oturan tahta lentodan (üst eşik taşı) oluşmaktadır, içteki sivri Osmanlı kemeri, yapının Türkler Dönemi’nde kullanıldığını gösterir. Batıda sur duvarı içe doğru eğim çizerek, güneyden gelen duvarla birleşir. Bu bölüm yarım kule biçimindedir ve Meriç Nehri yönünden gelecek tehlikelere karşı savunma noktası olarak düşünülmüştür. Kuzeydoğu köşesi kalenin en önemli bölümüdür. Köşeli bir kule ve batı yönünde yine köşeli bir yarım kulesiyle çıkıntı yapmaktadır. Enez’in Bizans Dönemi yapılarından en önemlisi olan Ayasofya (Fatih Camisi) buradadır. Ayrıca kale içinde küçük bir şapel (küçük kilise), surların dışında da tek bir kule (halk arasında Darphane) vardır. Kalenin ana giriş kapısının dış yüzünde ve surların bazı bölümlerinde kullanılmış olan antik parçalar, kabartmaları yönünden önemlidir. Trakya Süvarisi kabartması, Yunan Amazon savaşlarından sahneler, yıldız ve bitki motifleri ile süslü mermer levhalar ilginçtir. 4,65 x 7,40 m ölçülerindeki’ bir giriş mekânının arkasında yer alan şapel, tek nefli ve tek apsislidir.

KİLİSE YIKINTISI: Gazi Ömer Bey Mahallesi’ndedir. Yapının yalnızca apsisiyle doğu duvarı günümüze ulaşmıştır. Dıştan, beş yüzlü olan apsis, içten yarım dairedir. Düzgün kesme taştandır.

KALE İÇİNDEKİ ŞAPEL: Akropol’ün güneybatısında, güney surlarının yakınındadır. İnce uzun dikdörtgen planlı, tek nefli bir yapıdır. XX. yy başlarındaki araştırmalardan ve yazıtından, kilisenin “Khrysopege” (Altın Kaynak) adıyla tanındığı anlaşılmıştır.

1971-1972′de yapılan kazı ve araştırmalarda, büyük bir bölümü yıkık durumda olan kilisenin üzerini kapatan molozlar tümüyle temizlenmiştir. Tabanı dikdörtgen kalker taş levhalarla kaplı olan şapelin, ayakta kalan kuzey duvarında yer yer fresko izleri görülür. Dış yüzdeki örgü tekniği ilginçtir. Tuğlalar, taşlar arasına çeşitli desenler oluşturacak biçimde yerleştirilerek, devinimli bir görünüş sağlanmıştır.Yine son kazılarda, şapelin orta bölümünden sökülen taşların altında iki lahit bulunmuştur.

Kalenin kuzeyinde Yeni Mahalle’de, son yıllarda yıktırılmış bir kilisenin tek bir duvar kalıntısı vardır. Bizans Dönemi’nden bu kilisenin, haç şeklindeki planını belirten dört sütunun, başlık ve mermer parçalarıyla duvarlardaki fresko kalıntılarının yirmi yıl öncesine değin var olduğu bilinmektedir.

HAS YUNUS BEY TÜRBESİ: İlçenin dışında eski mezarlıktadır. Enez’in fethine katılan, ancak Fatih’in emri ile idam edilen donanma komutam Has Yunus Bey’indir. Bizans Dönemi’nden bir şapel (küçük kilise) olan yapı, haç planlı olup ortada 1,60 m yüksekliğinde kasnağa oturan kubbesi vardır. Enez’in alınmasından sonra türbeye dönüştürülmüş ve Has Yunus Bey buraya gömülmüştür.

HAVSA İLÇESİ TARİHİ YAPITLARI: İlçede geçmiş dönemlerin özelliklerini yansıtacak çok sayıda yapıt yoktur. Sokullu Külliyesi buraya önem kazandırmaktadır.

UZUNKÖPRÜ İLÇESİ TARİHSEL GEÇMİŞİ: II. Murad döneminde kurulan ilçe adım ve önemini yine bu dönemde yapılmış köprüden kazanmıştır.

KIRKKAVAK KÖYÜ-TURHAN BEY CAMİSİ: XV. yy’dan, kare planlı, tek kubbeli bir yapıdır. Sekizgen kasnağa oturan kubbe yıkılmıştır. Duvarlar taş ve tuğla karışımındandır. Sağ köşede yer alan minare ve cami yıkıktır. Caminin kuzeyinde Turhan Bey’in mezarı bulunmaktadır.

UZUNKÖPRÜ: Ergene Nehri üstüne, 1426-1443′te II. Murad yaptırmıştır. Mimarları Hacı ivaz Paşa ve İshak Paşa’dır. 1.392 m uzunluğunda, 5,5 m genişliğinde ve 174 gözlüdür.’ Taştan köprünün kemerleri, sivri ve yuvarlak olarak iki tiptir. Eski resimlerinde köprü ayakları arasında ve kemerlerin kilit taşları üzerinde hangi amaçla yapıldığı bilinmeyen bazı kabartmalar görülür. Son onarımlarda çoğu kaybolmuş olan bu kabartmalarda fil, aslan, kuş figürleri ile geometrik ve bitkisel motifler işlenmiştir. Yazıt köşkü ve yazıtı yoktur. II. Abdülhamid döneminde yapılan onarımı belirten yazıtıysa, Belediye Parkı’ndaki çeşmenin üzerinde bulunmaktadır. Köprü, ilçe girişindeki 200 m’lik yükseklikten, ilçenin içine dek uzanır. Uzunköprü İlçesi’nden güneye inen yol bu köprüden geçtiğinden önemlidir.

Tags: , , , , ,



Yorum Yaz