gaziantepin tarihi turistik yerleri

Gaziantep ve çevresi Anadolu, Mezopotamya ve Mısır’ı birbirine bağlayan ana yolların üstündedir. Doğal konumuyla da yerleşime elverişlidir. Binlerce yıldan beri önemli bir ticaret ve konaklama merkezidir. İlk sınırları içindeki yüzlerce höyük de yörenin tarih öncesi dönemlerden beri yerleşme alanı olduğunu göstermektedir.

Gaziantep, Adıyaman ve Maraş’la birlikte Asur kaynaklarında “Kumunu, Kumukh” adıyla geçen bölge içindedir. Yüzey araştırmalarında Gaziantep-Narlı arasında ve Dülük çevresinde bulunan çakmaktaşından araçlar ve el baltaları Paleolitik (Eskitaş) Dönem’e tarihlendirilmiştir. Böylece yöre Anadolu’nun ilk yerleşim alanlarından biri olmaktadır. Bölgenin her yanında Kalkolitik (Bakırtaş), Tunç, Hitit, Mitanni, Asur, Roma, Bizans dönemlerinden kalıntılara rastlanmaktadır.

MERKEZ İLÇE: Kentin kuruluşuyla ilgili bilgiler kesin değildir. Antik kaynaklarda Doliche, Telukh, Deluk vb adlarla anılan yerleşmenin yeri tartışmalıdır. Burasının Gaziantep’in 10 km kuzeyindeki Dülük olduğu, Dülük’ün önemini yitirmesinden sonra, özellikle X. yy’dan sonra Arapça kaynaklarda Ayntab olarak geçen yerleşmenin önem kazandığı sanılmaktadır. Kentte Memluklular, Dulkadıroğulları ve Osmanlılar’dan kalma pek çok tarihsel yapıt vardır.

GAZİANTEP KALESİ: Kalenin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Hititler Dönemi’nde İçkale’nin, yerleşmenin çekirdeğini oluşturduğu sanılmaktadır. VI. yy’da Bizans İmparatoru Justinianus zamanında büyük bir onarım geçirdiği bilinmektedir. 1481′de Mısır Sultanı Kayıtbay kaleyi ikinci kez onanmıştır. Ayrıca kapısı üstünde 1557′de Kanuni Sultan Süleyman döneminde onarıldığını gösteren yazıtı vardır. Melik Salih Ahmed bin Melik Süleyman kaleye yeni burçlar ekletmiş, içine de cami ve köşkler yaptırmıştır. Yapı, daire planlı olup çevre uzunluğu 1.200 m’dir.Büyük taşlardan örülmüş duvarlar, 36 kule ve burçla desteklenmiştir. Kulelerin dördü, değişik padişahlar zamanında yapılmıştır. XVII. yy’da yöreyi gezen Evliya Çelebi, kalenin düşman saldırılarını önleyecek güçte olduğunu yazmaktadır. Günümüzde de onarılmış olan duvarlar, oldukça sağlamdır. Kale içinde cami, yapı kalıntıları bulunmakta, yer altında büyük odalar, dehlizler, ırmağa inen yollar bulunduğu söylenmektedir.

DÜLÜK: Gaziantep’in 10 km kuzeyinde Dülük Köyü’yle Karahöyük Köyü arasındadır. Antik Dönem’de Antiochia ad Tavrum adıyla bilinmektedir. Hititler’den Roma Dönemi’ne değin önemli din merkezlerindendir. Yazılı kaynaklara göre Hititler’in en büyük tanrılarından Teşhup’un “Baal Tapınağı” buradaydı. Dülük, Yunan ve Roma dönemlerinde de dinsel önemini sürdürmüş, buralara rahip yetiştirmiştir. Arkeolojik araştırmalarda Eskitaş Dönemi’nden araçlar bulunmuştur. Alt Eskitaş Dönem’den doğal mağaralar, kaya sığınakları, teraslarda yerleşme yerleri saptanmıştır. Vadi yamacındaki kazılarda Eskitaş Dönem’den, çakmaktaşından iki yüzlü (“bifas” tipi) el baltası bulunmuştur. Bunun yanı sıra Orta Eskitaş ve Üst Eskitaş kültürlerinden araçlar ortaya çıkarılmıştır. Dut Ahu kesimlerindeki incelemelerde 3 m yüksekliğinde düz bir yerleşmeye rastlanmıştır. Burada pek çok sileks araçlar ve çanak çömlek kalıntıları bulunmuştur.

Dülük ve çevresinde Roma Dönemi’nde kaya ve yer altı mezarları,mezar anıtları ve yapı kalıntıları vardır.

ÖMERİYE CAMİSİ: Düğmeci Mahallesi’ndedir. Yapımıyla ilgili bilgiler kesin değildir. Kimi kaynaklara göre ilk kez Halife Ömer zamanında yapılmıştır. 1210, 1785 ve 1850 yıllarında onarıldığını gösteren üç yazıtından, bu yapının çok eski olduğu anlaşılmaktadır. Düzgün kesme taştan, mihrap yönüne koşut iki nefli, dikdörtgen planlı bir yapıdır. Mihrap önü kubbeli, öbür bölümleri çapraz tonozludur. Son cemaat yeri birkaç kez onarılmıştır. Düz örtülüdür. Kara taş ve al mermerden sivri kemerli mihrap, ince görünümlüdür. Yalın gövdeli minarede, şerefe altı mukarnas dolguludur.

BOYACI (KADI KEMALEDDİN) CAMİSİ: Arasta’dan Yazıcık semtine giden cadde üstündedir. Caminin yapımıyla ilgili bilgiler kesin değildir. Gaziantep Halkevi Broşürü’nde, kaynak göstermeksizin 1200 tarihi verilmektedir. Minberin 1357′de Memluklular Dönemi’nde bittiğini gösteren yazıtı vardır. Cami avlusunun batı kapısındaki 1575 tarihli yazıtsa, onarım tarihini göstermektedir. Vakfiyesi yoktur, yapının mimarı bilinmemektedir. Dikdörtgen planlı, mihraba koşut iki nefli bir yapıdır. Mihrap önü pandantifli kubbe, öbür bölümler çapraz tonozlarla örtülüdür. Kuzey yüzü, üç kapıyla avluya açılmaktadır. Avluya giriş doğu ve batıdaki karşılıklı iki kapıdan olmaktadır. Minare kare kaideli, gövdesi on köşelidir. Şerefe altı mukarnas süslemelidir. Gövde rozet, palmet, yıldız, çiçek motifleri ve ak-mavi çini tabaklarla bezenmiştir.

Mihrap sivri kemerli niş biçimindedir, son onarımlarda boyandığından, Özgün süslemesi bozulmuştur. Ahşap minber on iki kollu yıldızlar, palmet, rozet ve geometrik motiflerle süslüdür, Gaziantep ahşap işçiliğinin en eski örneği olması açısından önemlidir.

EYÜPOGLU CAMİSİ: Eyüpoğlu Mahallesi’ndedir. Yapımıyla ilgili bilgiler kesin değildir. Çeşitli kaynaklara göre Memluklular zamanında birçok medresede ders vermiş Eyüpoğlu Ahmed adlı bir bilim adamının yardımıyla XIV. yy’da yapılmıştır. 1947′de yeniden yapılırcasına onarılmıştır. Düzgün kesme taştan, enine dikdörtgen planlı bir yapıdır. İki nefli ana mekân, ortada 6 payeyle 14 bölüme ayrılmış ve çapraz tonozla örtülmüştür. Son cemaat yeri arasına yine palmet biçimi ak taşlar yerleştirilmiştir. Kemerin üstünde al mermer ve ak-kara taştan bir dizi vardır.

Yarım daire biçimi mihrap nişinin yanları mukarnas başlıklı sütuncuklarla süslenmiştir, günümüzde boyandığından özgünlüğünü yitirmiştir.

ESENBEK (İHSAN BEY) CAMİSİ: Şehitler Caddesi’ndedir. Yazıtsızdır ve yapımıyla ilgili bilgiler çok azdır. Bir sava göre XIV. yy’da İsen Bey yaptırmıştır. 1872 tarihli Şer’i Mahkeme Sicilleri’nde adı geçmektedir. Düzgün kesme taştan, dikdörtgen planlı, ana mekânı iki nefli bir yapıdır. Burası iki ayakla 10 bölüme ayrılmış, tüm bölümler çapraz tonozla örtülmüştür. Son cemaat yeri üç kemerlidir. Taçkapı ve kuzey yüz, ak-kara taş düzeninde örgüyleıdevinim kazanmıştır. Süslemesiz yalın bir yapıdır.

ALİ NACAR (ANNACAR) CAMİSİ: Tabakhane Mahallesi’ndedir. Yapım tarihi bilinmemektedir. En eski yazıtı 1816 tarihli olmakla birlikte Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde “Aliyyünnacar” olarak geçmektedir. Bir görüşe göre 1376′dan önce yapılmış, 1816′da yeniden yapılmışcasına onarılmıştır. Caminin kuzeyinde yer aldığı bilinen “Aliyyünnacar Medresesi” günümüze ulaşmamıştır. Gaziantep’in en büyük camilerinden olup mihrap yönüne koşut iki nefli, dikdörtgen planlıdır. Yapının dış yüzünü ak-kara taştan pencere çerçeveleri renklendirmektedir.

Avlunun ortasındaki minare sekizgen kaideli, silindirik ve kalın gövdelidir. Kaş kemerli, ak-kara taştan mihrap günümüzde boyanarak özgünlüğünü yitirmiştir.

ALİ DOLA (ALA-ÜD DEVLE) CAMİSİ: Uzun Çarşı Mahallesi’ndedir. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’ndeki bilgilere dayanılarak 1479-1515 arasında Dulkadıroğulları’ndan Ala-üd Devle Bozkurt Bey zamanında yapıldığı sanılmaktadır. Yalnız minaresi özgünlüğünü koruyabilmiştir. Ana mekân, 1901 ‘de yenilenmiştir. Düzgün kesme taştan, tek kubbeli bir yapıdır. Süsleme yönünden zengindir. Kuzey yüz, ak-kara taş dizileriyle renklendirilmiştir, öbür yüzlerdeyse ak-kara taştan pencere çerçeveleri ve dikey çizgilerle devinim sağlanmıştır. Yüksek sivri kemerli taçkapı ampir üsluptadır. Sivri kemerli mihrap, yanlardaki yuvarlak sütuncuklar ve yivli payeleriyle taçkapının görünüşündedir. Mihrap nişinin içi, çiçek ve altıgenlerle bezenmiştir. Kare kaideli, silindirik gövdeli minare, Memluklu üslubundadır. Dulkadir Beyliği’nden günümüze ulaşan tek yapıt olarak bilinmektedir. Şerefe korkulukları sağır nişler, şerefe altıysa mukarnas dolguyla bezenmiştir.

TAHTALI (TAHTANI) CAMİ: Uzun Çarşı’dadır. Yapımıyla ilgili bilgiler kesin değildir. Söylentilere göre buradaki ahşap, küçük mescit yıktırılarak yerine bu cami yaptırılmıştır. 1578 ve 1804 tarihli iki onarım yazıtı vardır. Yöredeki öbür camiler gibi, mihrap yönüne koşut iki nefli dikdörtgen planlıdır. Ana mekân, ortadaki ayaklarla 10 bölüme ayrılmıştır. Mihrap önü kubbe, öbür bölümler tonoz örtülüdür. Kiremit örtülü son cemaat yeri, sivri kemerlerle bağlanan dört ayaklıdır. Kemer ayaklan kara, duvar ak kesme taştandır. Avlu kara kesme taşlarla döşenmiştir. Al mermerden, yarım daire biçimindeki mihrap ilginçtir. Mihrap içi, yonca kemerli sağır nişlerle bezenmiştir. Mermer minber yıldız, rozet yıldız, rozet ve geometrik geçmelerle süslenmiştir.

Kare kaideye oturan minare gövdesi çok köşelidir. Şerefe altındaki mukarnas dolguların arasına çini tabaklar yerleştirilmiştir. Alt bölümler yıldız, rozet ve geometrik geçmelerle bezenmiştir.

AĞA CAMİSİ: Şehreküstü Mahallesi’ndedir. XVI. yy ortalarında, Tunuslu Ferruh Ağa’mn yaptırdığı sanılmaktadır. 1799/ 1800 tarihli onarım yazıtı vardır. İki nefli bir mekândan oluşan yapı 6 bölümlüdür. Mihrap önü kubbeyle, batıdaki iki nef beşik tonoz, öbür bölümler çapraz tonozla örtülüdür. Süslemesiz, yalın bir yapıdır.

HANDALİYE CAMİSİ: Gaziantep Kalesi’nin güneybatısındadır. Yapımıyla ilgili bilgiler kesin değildir. Ancak Evliya Çelebi’ nin verdiği bilgilere ve Şer’i Mahkeme Sicilleri’ne göre, XVI. yy’da Handan Bey yaptırmıştır. 1788-1821 arasında onarılmıştır. Mihrap yönüne koşut iki nefli dikdörtgen planlıdır. Ortadaki iki ayakla 6 bölüme ayrılmış, her bölümün üstü çapraz tonozla örtülmüştür. Dışa taşkın taçkapı, sivri kemerli bir niş içinde, basık yuvarlak kemerli bir girişten oluşmaktadır. Burada ak ve kara taş yanında, al ve ak mermer kullanılmıştır.

Minarenin çok köşeli, gövdesi, bir dizi palmet, palmetlerin üst ve altı eşit aralıklarla rozet motifleriyle süslüdür. Kuzeydoğu yüzüne tek parça XVI. yy İznik çinisi yerleştirilmiştir.Hafif sivri kemerli mihrap özgünlüğünü yitirmiştir.

ALAYBEY CAMİSİ: Alaybey Mahallesi’ndedir. Taçkapıdaki yazıtta yer alan Gaziantepli şair Saibe’nin dönbeyiti (1809) yapımıyla ilgili bilgi vermemektedir. Ancak, caminin doğu bölümündeki 1594 ve mihrap yönündeki 1598 tarihli mezar yazıtlarından, XVI. yy’in ikinci yarısında yapıldığı anlaşılmaktadır. Yöre mimarisine uygun olarak dikdörtgen planlı, iki netlidir. İç mekân dört ayakla 10 bölüme ayrılmış, çapraz tonozla örtülmüştür. Son cemaat yeri, sivri kemerlerle birbirine bağlanmış, ak-kara taştan dört ayağa oturan düz çatıyla örtülüdür. Süslemesiz, yalın bir yapıdır. Taçkapı ve mihrap, ak-kara taşlardan örülmüş, altı kollu yıldız, zikzak, baklava motifleriyle süslenmiştir. Minarenin gövdesi çok köşelidir, şerefe korkulukları oyma taş işçiliğinin güzel örneklerindendir.

HACI NASIR CAMİSİ: Elmacı Çarşısı (Almacı Pazarı) içindedir. Yapımıyla ilgili bilgiler tartışmalıdır. 1812 tarihli yazıtlarına karşın vakfiyesi 1698′de düzenlenmiştir. 1698′de yapıldığı 1812′de onarıldığı sanılmaktadır. Gaziantep’in geleneksel camileri plamndadır. Altı kollu yıldız, palmet, rozet ve çinilerle süslü burmalı minare onarılmıştır.

ŞEYHFETHULLAH CAMİSİ: Şehitler Caddesi’nden Yazıcık semtine giden yol üstündedir. Yazıtı yoktur 1563 tarihli vakfiyesinden, XVI. yy ortalarında, Abdülkerim oğlu Fethullah’m yaptırdığı anlaşılmaktadır. Tekkeli camiler plamndadır. Ana mekân, kuzeyde son cemaat yeri, doğuda tekke bölümlerinden oluşmaktadır. Örtü biçimi, döneminin tek örneğidir. Ana mekân, ortadaki tek bir ayakla duvarları birbirine bağlayan yelpaze tonozlarla, dışa dikdörtgen biçimi çıkıntı yapan mihrap önü çapraz tonozlarla örtülüdür. Tekke bölümü de ortadaki ayağa oturan aynalı tonozludur. Tekkenin güney ve kuzeydoğusunda beşik tonozlu odalar vardır.

Cami, köşelerde yarım daire ve altı köşeli payandalarla desteklenmiştir. Kare kaideli, kısa silindirik gövdeli minare, son cemaat yerinin doğusundadır. Son cemaat yeri, kara kesme taştan ayakların taşıdığı dört sivri kemerlidir. Yapının kuzey yüzü sivri kemerli beş nişle bölünmüş, kemerler mukarnaslı konsollarla desteklenmiştir.Taçkapı, son cemaat yeri pencere alınlıkları, mihrap, ana mekânın doğu ve batı duvarı pencere alınlıkları ve çerçevelerinde al mermer ve kara taş, dönüşümlü olarak kullanılmıştır.Memluklu Dönemi’ndekileri anımsatan mihrap, renkli taş ve mermer işçiliğinin güzel ve devinimli örneklerindendir.

BOSTANCI CAMİSİ: Bostancı Mahallesi’ndedir. İlk yapımıyla ilgili bilgiler kesir değildir. Onarımına ilişkin 1574 ve 1739 tarihli iki yazıtı vardır. Kare planlı, mihra] yönüne koşut üç neflidir. Nefler ortadak ayaklarla dokuz bölüme ayrılmış, her bölür çapraz tonozla örtülmüştür. Sekiz köşel kare kesme taştan ayaklara oturan dört siv kemerli son cemaat yeri, ana mekânda daha uzundur. Hafif dışa taşkın taçkaj ak-kara taşlardan örülmüştür. Yanları burmah, örgü motifli, mukarnas başlı! sütuncuklar vardır. Ak ve kara taşt örülmüş sivri kemerli milırap nişi, yar daire biçimindedir. Bunu örten yar kubbe, dört dizi mukarnaslıdır. Ni yanlarında mukarnas başlıklı, palmet, ruı kıvrık dal süslemeli sütuncuklar vardır.

Minarenin kaidesi kare biçiminde gövdesi çok köşelidir. Şerefe altı mukan lıdır. Mukarnasların altında ak çini süslemeler vardır.

BEKİRBEY CAMİSİ: Küçük Pazar semtinden Yazıcık’a giden yol üstündedir. Vakfiyesine göre 1654′ten birkaç yıl önce Hacı Ali oğlu Hacı Ebubekir yaptırmıştır. Kesin tarihini verebilecek olan yazıtı okunamamıştır. Gaziantep savunmasından sonra, son cemaat yeri ve minaresi yenilenmiştir. Yapı, yanlarda çapraz, ortada beşik tonozla örtülü ince uzun dikdörtgen bir ara mekândan oluşmaktadır. Cami, dönemin özelliği olarak ak-kara taşlardan örülmüştür.

AHMED ÇELEBİ CAMİSİ: Şehreküstü Mahallesi’nde, Ramazaniye Medresesi’nin bitişiğindedir. 1727′de düzenlenen vakfiyesine göre, Hacı Osman oğlu Seyid Ahmed (Ahmed Çelebi) yaptırmıştır. Ancak, Ahmed Çelebi adının, onarımlarla ilişkili olduğu sanılmaktadır. Mihrap üstündeki yazıttan, yapının 1672′de Hacı Osman oğlu Ramazan Efendi’ce yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Cami, mihrap yönüne koşut iki nefli, dikdörtgen planlıdır. Ayrıca iki payeyle altı bölüme ayrılan ana mekân, çapraz tonozlarla örtülüdür. Son cemaat yeri, iki payeye dayanan üç sivri kemerlidir. Kuzeydeki taçkapı yalın, basık ve yuvarlak kemerlidir. Sivri kemerli geniş bir niş biçimindeki mihrabın, özgün süslemesi günümüzde boyandığından bozulmuştur. Mihrap nişinin çevresi iki dizi zikzak ve en dışta istiridye ve rozet motifleriyle süslüdür. Ahşap minber, geometrik motiflidir.

ŞİRVANİ (İKİ ŞEREFELİ) CAMİSİ: Gaziantep Kalesi’nin batı «eğindedir. İlk yapım tarihi bilinememektedir. Taçkapı

üstündeki yazıtından, 1681′de onarıldığı anlaşılmaktadır. Kareye yakın dikdörtgen planlı bir yapıdır. Son cemaat yeri ahşap örtülü, üç sivri kemerlidir. Ana mekânda mihrap önü kubbe, kubbenin doğu ve batısı beşik tonoz ve kuzeyi aynalı tonozla örtülüdür. Kubbeye geçiş pandantiflerle sağlanmıştır.Sivri kemerli mihrap, boyandığından özgünlüğünü yitirmiştir. On kollu yıldızlardan geçmelerle süslü minber de boyanmıştır.

ÖMER ŞEYH CAMİSİ: Bostancı’yla Yazıcık kesimleri arasındadır. Vakfiyesine göre, 1698′de Aparoğlu Hacı Mehmed yaptırmıştır. Dikdörtgen planlı, mihrap yönüne koşut iki nefli bir yapıdır. Ortadaki ayaklarla ana mekân, çapraz tonozla örtülü 6 bölüme ayrılmıştır. Son cemaat yeri, hafif sivri kemerlerle bağlanmış iki ayağa oturan düz çatıyla örtülüdür. Sivri kemerli taçkapı, ak-kara taştandır. Kare kaideye oturan minarenin gövdesi çok köşelidir. Şerefe altı, mukarnaslı, daha alt bölümlerse çiçek motiflidir. Cami, içten süslemesizdir, mihrap yarım daire niş biçimindedir. Ahşap minber büyük rozetlerle bezenmiştir.

KOZANLI CAMİSİ: Kozanlı Mahallesi’ ndedir. Yapımıyla ilgili bilgiler kesin değildir. Ancak, XVII. yy son çeyreğinde yapıldığı sanılmaktadır. Dikdörtgen planlı, yapı, ortadaki iki ayakla 6 bölüme ayrılmış, her bölüm çapraz tonozla örtülmüştür. Son cemaat yeri, sivri kemerlerle bağlanmış iki payetidir. Üstü, kiremit örtülüdür. Taçkapı, yöresel özelliğe uygun olarak ak-kara taştandır. Mihrap sivri kemerli, mukarnaslı niş biçimindedir. Kalın ve kısa gövdeli olan minare, külaha dek burmalıdır. Mukarnaslı şerefenin altında rozetlerden bir kuşak vardır. Rozetler, çiçek ve geçmeli yıldızlarla bezenmiştir. Son cemaat yerinin önü ve avlu ak-kara taşlarla döşenmiştir.

AYŞE BACI CAMİSİ: Kozanlı Mahallesi’ndedir. 1722 tarihli vakfiyesinden, XVIII. yy başında Mehmed Hacı Ali’nin yaptırdığı anlaşılmaktadır. Tek nefli, dik dörtgen planlıdır. Onarım ve eklemelerle özgün biçimini yitirmiştir. Sivri kemerli mihrap, zikzak ve istiridye motifleriyle çevrelenmiştir. Minaresi yenidir.

HÜSEYİN PAŞA (ÇIKRIKÇI) CAMİSİ: Gaziler, Caddesi’ndedir. Yazıt ve vakfiyelerinden, yapının XVIII. yy başında Kethüda Hüseyin Ağa’ca yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Dikdörtgen planlı, mihrap yönüne koşut iki nefli olan yapının ana mekânı 6, son cemaat yeri 3 kubbeyle örtülüdür. Son cemaat yerinde, ak-kara taş dizilerinden oluşan ayaklar, hafif sivri kemerlerle bağlanmıştır. Dışa taşkın taçkapı, ak-kara taş düzeninde sivri kemerlidir. Giriş kemerindeki yazıtın üstünde örgü motifli yuvarlak bir madalyon bulunmaktadır.

Çok köşeli minare, iki şerefelidir. Şerefe altları mukarnas, korkuluklar rozet ve geometrik motiflerle süslüdür. Ak-kara taş düzenindeki mihrap ve yanlardaki pencereler, üçlü bir kompozisyon oluşturmaktadır. Sağdaki minber, mermer ve kara taştandır. Yan yüzlerde karataş ve al-ak mermerden altıgenler oluşturulmuştur.

KARAGÖZ CAMİSİ: karagöz Mahallesi’ndedir. Yazıtı ve vakfiyesine göre XVIII. yy ortalarında Koca Battal, mescitten camiye dönüştürmüştür 1755 tarihli yazıttaki dizeler, şair Ruhi’nindir. Onarımlarla özgün biçimini yitiren yapı dikdörtgen planlı, iki neftidir; üç çapraz tonozla örtülüdür. Minare, mihrap ve minber özgün değildir.

KARA TARLA CAMİSİ: Kunduracı Pazarı Mahallesi’ndedir. Yivli minaresi, mihrap ekseni üzerindeki üç kubbesiyle ilgi çekmektedir. 1775 tarihli yazıtları ve vakfiyesinden, Yürükzade Gelgeli Halil’ce onartıldığı anlaşılmaktadır. Yöreye özgü ak-kara taş süslemeli, mihrap yönüne koşut iki nefli, dikdörtgen planlı bir yapıdır. Nefleri ayıran dört ayakla 10 bölüme ayrılmıştır. Mihrap ekse’ni üzerinde yer alan üç kubbenin dışında, ahşap çatıyla örtülüdür. Gaziantep’in en güzel yapıtlarından olan minare, ince bir sanat ürünüdür. Kaideden aleme dek burmalıdır. 1959′da boyanan mihrap özgünlüğünü yitirmiştir.

MEHMED NURİ PAŞA CAMİSİ:Suburcu Caddesi’ndedir. 1785 (minarede) ve 1834 (mihrapta) tarihli iki yazıtı vardır. Bunlardan XVIII. yy’ın ikinci yarısında Mehmed Nuri Paşa’ca yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Yapı, mihrap yönüne koşut iki nefli bir ana mekândan oluşmaktadır. Mihrap önü kubbeli, öbür bölümler çapraz tonozludur. Onarımlarla özgünlüğünü yitirmiş, 1969′a değin müze olarak kullanılmıştır. Yapının son cemaat yeri kemerleri, kemer ayakları, kuzey yüzü, son cemaat yerindeki nişlerin içi, ak-kara taş düzenindedir. Mihrap, karataş, al ve ak mermerden zikzaklar biçiminde örülmüştür. Ahşap minber, örgü ve geometrik geçmelerle bezenmiştir. Cami avlusunun doğusundaki hazirede (duvarla çevrili mezarlık) Mehmed Nuri Paşa’nın mezarı vardır.

RAMAZANİYE (AHMED ÇELEBİ) MEDRESESİ: Ahmed Çelebi Camisi’ne bitişiktir. Vakfiye ve yazıtına göre 1713′te Şeyh Ramazan oğlu Seyid Ahmed yaptırmıştır. Ancak, Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde “Molla Ramazan Medresesi” adıyla geçen yapının XIII. ya da XIV. yy’larda yapıldığı sanılmaktadır. Aslında tek katlı olan yapının üstüne günümüzde bir kat daha eklenmiştir. Sivri kemerli bir niş biçimindeki taç kapının çevresi, yaprak ve zikzak motifleriyle bezenmiştir.

Avlunun kuzeyinde cami, güney ve doğusundaysa “L” biçiminde medrese yer almaktadır. Medresenin doğusundaki dört odası beşik tonozludur. Güneyde dört oda ve dershane bulunmaktadır. Dershanenin, çapraz tonozu ortadan kesen düz iki şerit biçimindeki örtüsü ilginçtir. Önündeki bölümdeyse beşik tonoz, ortada düz bir şeritle kesilmiştir.Avlu ortasında Ahmed Çelebi’nin olduğu sanılan bir mezar vardır.

ŞEKER HAN: Arasta Çarşısı kesimindedir. Yapımıyla ilgili bilgiler kesin değildir. Ancak Şer’i Mahkeme Sicilleri’ne dayanılarak XIV. yy’da var olduğu söylenmektedir. Düzgün kesme taştan, avlulu, revaksız, iki katlı bir yapıdır. Alt katın kimi bölümleri sağlamdır. Giriş, geniş sivri kemerli, içe doğru eyvan biçimindedir.

PAŞA HANI: Kalealtı kesimindedir. Lala Mustafa Paşa’nın Halep valiliği sırasında 1550′lerde yapıldığı sanılmaktadır. Düzgün kesme taştan, tek katlı, avlulu han plamndadır. Günümüzde tümüyle değişerek özgünlüğünü yitirmiştir.

HIŞVA HANI: Düğmeci (Karagöz) Mahallesi’ndedir. Yazıtsızdır. Şer’i Mahkeme Sicilleri’ne dayanılarak, XVII. yy’a tarihlendirilmektedir. Tek katlı, avlulu, ahırlı Osmanlı han yapılarının güzel örneklerindendir. Kemerli bir girişle avluya geçilmektedir. Girişin sağ ve solunda odalar, karşısında ahır vardır. Yapının tek süslemesi, giriş kemerindeki ak-kara taş düzeni ve tonoz başlangıcındaki iki dizi mukarnaslı frizdir.

EMİR ALİ (AMİRALİ) HANI: Kunduracı Çarşısı’nda, Şeker Han’ın karşısındadır. Şer’i Mahkeme Sicilleri’ne göre, XVIII. yy’ın ilk çeyreğinde yapılmıştır. Sivri kemerli giriş, tonozlu eyvan biçimindedir. İki katlıdır. Birinci katta, avluya açılan çok sayıda oda vardır. İkinci katta revak ve gerisinde odalar bulunmaktadır. Yapı, birçok değişikliklerle günümüze ulaştığından özgünlüğünü yitirmiştir.

MİLLET HANI: Kalealtı kesiminde, kaleye 300 m uzaklıktadır. 1870-1975 arasında, Aşçıoğlu Kesabar Kavşeğ (Kavrak)’ın desteğiyle vakıf olarak yapılmıştır. Kuzey-güney doğrultusunda, kare avlulu, iki katlı bir yapıdır. Tonozlu girişten avluya geçilmekte, çevresinde odalar yer almaktadır. Süslemesizdir. Özgün mimarisiyle günümüze ulaşmıştır.

KÜRKÇÜ HANI: Arasta Çarşısı kesimindedir. Gaziantep’in han mimarisi açısından ilginç yapılarındandır. Kesin yapım tarihi bilinmemekte, XIX. yy sonlarında yaptırıldığı sanılmaktadır. En ilginç yanı girişte, Zengi üslubundaki taş işçiliğidir. Güneş ışınları biçimindeki ak-kara taşlardan örülmüş girişin üstünde taş konsollar vardır. En üstte vazo biçiminde sekiz taşın yan yana dizilmesinden oluşan süsleme görülür. Tek avlulu, iki katlı hanlar grubundandır. Üst kat odaları küçük tutularak, önlerine sofa ve kemerli revak eklenmiştir. Yapı sağlamdır. İçinde birçok dükkân vardır.

BELEDİYE HANI: İsmet Paşa Mahallesi’ndedir, günümüzdeki belediye yapısının büyük bir bölümünü kapsamaktadır. Kentin en büyük hanıdır. 1887′de Belediye Başkanı Mustafa Ağa’nın yaptırdığı sanılmaktadır. İki katlı, yüzlerce odası ve ahırı bulunan büyük bir kervansaray görünüşündedir. Doğu, batı ve kuzeye açılan üç büyük kapısı vardır. Avlunun ortasındaki sekiz köşeli şadırvana dört yandan basamaklarla çıkılmaktadır. Üst kat odalarının önünde sofa ve avluya bakan kemerli revak vardır.

ZİNCİRLİ BEDESTENİ (ESKİ HAL): Kunduracılar Çarşısı semtindedir. Halk arasında “Kara Basamak Bedesteni” adıyla bilinmektedir. XVIII. yy’ın ilk çeyreğinde Hüseyin Paşa yaptırmıştır. Güney kapısındaki dört dizelik yazıt, şair Kusuri’nindir. Biri kuzeyden güneye, öbürü doğudan batıya uzanan ve kuzeydoğuda kesişen iki bölümden oluşmaktadır. Üstü kapalı, tek katlı, yalın bir yapıdır. 80 dükkânı vardır.

XX. yy’da üstüne bir kat daha yapılmış, ancak “adliye” olarak kullanılan kat, 1957′deki yangında yok olmuştur. Günümüzde et ve sebze hali olarak kullanılmaktadır.

KEMİKLİ BEDESTEN: Kunduracılar Çarşısı semtindedir. XIX. yy ortalarında Müftü Hacı Osman Efendi’nin yaptırdığı sanılmaktadır. Dikdörtgen planlı, kesme taştan bir yapıdır. Doğu ve batı yönlerinde ikişer girişi vardır. İç mekân, ortada boydan boya tonozlu hücrelerle ikiye bölünmüştür. Döneminin mimari üslubunu göstermesi açısından önemlidir.

ESKİ HAMAM: Boyacı Mahallesi’ndedir. Boyacı Camisi’yle aynı tarihlerde yapıldığı sanılmaktadır. (Bak.Boyacı Camisi). Tümüyle yer altında olduğundan Evliya Çelebi’nin Çukur Hamam adıyla söz ettiği yapı olmalıdır. Haç biçimi dört eyvanlı tek hamam plamndadır. Kubbeyle örtülü soğukluk, sıcaklık ve halvet bölümlerinden oluşmaktadır.

KEYVAN HAMAMI: Gaziler Caddesi’ndedir. XV. yy’ın ikinci yarısında yapıldığı sanılmaktadır. Tek hamam plamndadır. Soyunmalık kare, soğulduk dar uzun dikdörtgen, sıcaklık yıldız biçimindedir. Bölümler kubbeyle örtülüdür.

PAŞA HAMAMI: Kalealtı kesimindededir.XVI.yy ortalarında Lala Mustafa Paşa yaptırmıştır. Soyunmalık, soğukluk, sıcaklık bölümlerinden oluşan, tek hamam planındadır. Soğukluk bölümü üç, sıcaklıksa tek büyük kubbeyle örtülüdür. Sıcaklık,dördü açık, dördü kapalı yıkanma yerleriyle, yıldız biçimindedir.

ŞIH HAMAMI: Hamacı ile Kepenek mahalleleri arasındadır. 1550′lerde Abdülkerim oğlu Şeyh Fethullah yaptırmıştır.Düzgün kesme taştan, haç biçimi eyvanlı, tek hamam planındadır. Soyunmalık, soğukluk, sıcaklık bölümleri art arda dikdörtgen biçiminde dizilmiş, kubbelerle örtülmüştür. Soğukluk ve sıcaklık bölümlerinde kubbelere geçiş, kesik üçgenlerle sağlanmıştır. Halvet hücrelerinin ikisi sekiz köşelidir, öbür iki hücre kubbeyle örtülüdür. Sıcaklık kubbesi yıldız biçimi aydınlık fenerlidir.

PAZAR HAMAMI: Kalealtı kesimindedir. Yapımıyla ilgili bilgiler kesin değildir. Evliya Çelebi Seyahatnamesinde adı geçtiğine göre XVII. yy’dan önce yapılmış olmalıdır. Düzgün kesme taştan, haç biçimi eyvanlı, tek hamam planındadır. Mimari özelliği yoktur.

NAİP HAMAMI: Kale’nin kuzeyinde, Tabakhane Deresi kıyısındadır. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde adı geçen hamamı, XVII. yy’ın ikinci yarısında, Hacı Mehmed oğlu Ramazan’ın yaptırdığı sanılmaktadır. Şıh ve Hüseyin Paşa hamamları planındadır. Soyunmalık kubbesinin, tepeden görkemli bir görünüşü vardır.

TABAK HAMAMI: Bostancı Mahallesi’ndedir. Kutsal sayılmaktadır. Bir de söylencesi vardır. Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde adı geçen hamamın XVII. yy’dan önce yapıldığı anlaşılmaktadır. İri kesme taştan haç biçimi eyvanlı, tek hamam planındadır. Soğukluk, sıcaklık ve halvet bölümleri kubbeyle örtülüdür.

HÜSEYİN PAŞA HAMAMI: Gaziler Caddesi üstündedir. Kentin bozulmadan günümüze ulaşan en güzel yapılarındandır. 1747′de, Darendeli Hüseyin Paşa’yla Antep nakib-ül-eşraf kaymakamlarından Hacı Ömer oğlu Hacı Mehmed yaptırmıştır. Halk arasında “Çıkrıkçı Hamamı” olarak bilinir.

Tek hamam planındadır; soyunmalık, soğukluk, sıcaklık bölümleri art arda dizilmiştir. Soyunmalık çok büyük, soğukluk küçük kubbelerle örtülüdür. Yapının en görkemli yeri, sıcaklık bölümüdür. Altı eyvan, altı halvet odasıyla yıldız biçimlidir. Halvet hücreleri küçük kubbelerle, orta mekân mukarnash büyük bir kubbeyle örtülüdür.

HÜSEYİN PAŞA ÇEŞMESİ: Gaziler Caddesi’nde, Hüseyin Paşa Hamamı’nın bitişiğindedir. Asıl adının “Köse Mustafa Çeşmesi” olduğu söylenmektedir. XVIII. yy ortalarında yapıldığı sanılmaktadır. Ak-kara taştan büyük bir pano biçiminde, süslemesiz bir yapıttır.

DEBBAĞHANE KÖPRÜSÜ: Kentin içinde, Alleben Deresi üstüne yapılmıştır. Çok yıkıktır. Arapça ve Ermenice yazıtı Gaziantep Müzesi’ndedir. Yazıtından 1259′ da Melik Nasır’ın yaptırdığı anlaşılmaktadır.Yörede ayrıca Gaziantep-İslâhiye yolunda, kentin batısında Ma’anoğlu Köprüsü, kuzeydoğusunda Rumkale Yolu’nda Teftigen Köprüsü, kentin dışında Aynülleben ve Yazıcık, Kara Asar ve Babilke köprüleri vardır. IV. Murad’ın Köyönü (Tilbaşar) Köyü’nde XVII. yy’da Bağdat seferi sırasında IV. Murad Köprüsü’nü yaptırdığı söylenmektedir.

İSLAHİYE İLÇESİ: Yol kavşağında bulunuşu ve doğal konumu nedeniyle Paleolitik (Eskitaş) Dönem’den başlayarak (Mezolitik ve Neolitik dönemler dışında) sürekli yerleşim alanı olmuştur. Yörede çok sayıda kazı yapılmış höyük ve yerleşme vardır. 1883′te Osman Hamdi Bey’in Zincirli Höyük’ünde bir dizi kabartmalı ortostat bulmasıyla başlayan kazılar, sürmektedir. Antik Dönem’de Nikopolis adıyla bilinmektedir. Kentte yapımlar sırasında, antik yerleşmenin yapı kalıntıları ve Akropol surlarının büyük bir bölümü ortaya çıkarılmıştır. Yöre yüzey araştırmalarında ve kazılarda IÖ III. bin yılı çanak-cömleğinin çok çeşitli örnekleri bulunmuştur. Al, bej ve koyu kahverengi hamurlu, perdahlı, geometrik süslemeli çanak-çömlekler, yüksek ayaklı meyve tabakları, sivri dipli şişeler, iki kulplu bardaklar (depas amphikypellon) biçimindedir. Bunlar ilk Tunç Çağ ve Ortaçağ’a tarihlendirilmektedir.

GEDİKLİ HÖYÜK (KARAHÖYÜK): Sakçagözü İlçesi’nin 10 km kuzeybatısında Gedikli Köyü’ndedir. Höyükte 1958′de yüzey araştırmaları yapılmıştır. 1964′ten beri süren kazılarda, Bakırtaş Dönemi’ne inen sürekli bir yerleşme ortaya çıkarılmıştır. İlk Tunç Çağ üç katlı, 9 evrelidir. Yapı kalıntıları taş temelli, kerpiç duvarlıdır. Taban sıkıştırılmış topraktandır. Yerleşmeyi çevreleyen 3-3,5 m kalınlığındaki surlara İslâhiye bölgesindeki başka yerleşmelerde de rastlanmıştır. Bu, bölgede güçlü bir düşmana karşı savunma gereği duyulduğunu ortaya koymaktadır.

Gedikli kazıları, ölü gömme gelenekleri konusunda önemli bulgular sağlamıştır. İlk Tunç Çağ II ve III katlarında üç tür ölü gömme biçimi saptanmıştır: Toprağa gömme, oda mezarları ve kremasyon (yakma) mezarları. Nekropolün güneyinde dikdörtgen planlı, duvarları küçük taşlardan örülmüş, üstü tek parça büyük taşla örtülmüş, anıtsal görünüşlü mezarlar bulunmuştur. Bunlardan biri, Suriye ve Kuzey Mezopotamya’da ilk örneklerine rastlanılan dromoslu (girişli) mezar biçimindedir. Mezarlarda bulunan çanak-çömlekler, İlk Tunç Çağ II ve IH’e tarihlendirilmiştir.

Nekropolde ayrıca yeraltı tanrıları kültüyle ilgili olduğu sanılan bir yeraltı yapısı bulunmuştur. Nekropolün kuzeyinde, üst üste dizilmiş yüzlerce kremasyon kabı ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca ölü yakmada kullanılan iki fırın bulunmuştur. Kremasyon kapları geometrik süslemeli, al turuncu renkli çanak-çömlekler, tunç iğneler, İlk Tunç Çağ III (İÖ 2300-2100)’e tarihlendirilmiştir. Yörede ayrıca Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinden çanak-çömlek ve sikkeler bulunmuştur.

KIRIŞKAL: Zincirli’ye (eski Sam’al) 25 km, Gedikli’ye (Karahöyük) 5 km uzaklıktadır. U.B. Alkım’ın yönettiği kazılarda anıtsal bir yer altıyapısıortayaçıkarılmıştır. Mimarisiyle, Filistin ve Anadolu’nun çeşitli yörelerinde bulunmuş taştan ya da kayalar oyularak yapılmış yer altindakisu kaynaklarina ulaşan kuyu ve tünellere benzemektedir. Ancak, İslâhiye ve çevresinde su kolay sağlanmaktadır. Bu yüzden anıtsal yapının, yeraltı kültüyle ilgili dinsel törenler için yapıldığı sanılmaktadır. Gedikli nekropolünde bulunan benzer bir yapı, bu savı güçlendirmektedir. Kırışkal ve Gedikli’deki bu yapılar, ilk Tunç Çağ 2′yle Orta Tunç Çağ (İÖ 2100-1900) arasına tarihlendirilmektedir (Alkım, 1974, s.828).

SAKÇAGÖZÜ: Sakçagözü (Keferdiz) Bucağı’nın 3 km kuzeyindedir. İlk kez 1883′te C.Humann ve Felix von Luschan yerini saptamıştır. Kazılar, 19O7′de başlamış, 1911′de bitmiştir. Klasik Dönem kalıntılarının altında, tÖ I. bin yıllarına tarihlenen bir kent kalıntısı bulunmuştur. Kentin Geç Hitit Dönemi’nde kurulduğu sanılmaktadır. Kazılarda kenti çevreleyen surlar, saray kalıntısı ve yapıları süsleyen kabartmalı ortostatlar ortaya çıkarılmıştır. Prof. J. Garstang’ın çalışmaları sonucu, Kalkolitik (Bakırtaş) Dönem’den Bizans Dönemi’ne değin süren bir yerleşme olduğu belirlenmiştir. Buluntular arasında Tel Halaf ve El Obeyd türü çanak-çömlekler vardır. Büyük saray kalıntısı, tepenin tümünü kaplamaktadır. Yapı, güçlü bir surla çevrilidir. Ön avlu Neo-Hitit üslubunda heykellerle süslüdür. Yapıların temellerini süsleyen kabartmalı ortostatlar Arami-Hitit üslubundadır (10 VIII. yy ikinci yarısı).

TİLMEN HÖYÜK: İslâhiye llçesi’nin 10 km doğusundadır. 24 m yüksekliğindedir. Bölgenin en büyük höyüklerindendir. Araştırmalar, burada ÎÖ III. binin son çeyreğinde büyük bir kent bulunduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu kentin, dönemin küçük krallıklarından birinin merkezi olduğu sanılmaktadır. Boğazköy’de bulunan Naramsin tabletinde “Sedir Dağı’nın Kralı lsquppu” dan söz edilmektedir. Tümen Höyük’teki yerleşmenin bu krallığın başkenti ya da önemli merkezlerinden biri olduğu düşünülmektedir.

Kent iç ve dış kaleden oluşmaktadır. Duvarlar büyük düzgün kesme taştandır, sandık duvar tekniğindedir. Üst bölümler kerpiçtendir. Dış surun dört kapısı vardır. İkisi anıtsal nitelikte olup, biri aslanlı kapı biçimindedir. Höyüğün kuzeydoğusunda 8 m yükseklikte, 17 basamak ve rampayla çıkılan yuvarlak kuleler vardır. Aşağı kentteki buluntular Orta ve Son Tunç Çağ’a (İÖ II. bin) tarihlendirilmiştir.

Kabartmalı ortostatlarla süslü saray, 63 + 78 m’lik bir alanı kaplamaktadır. Avlusunda bulunan mezar odası, “hypogaeum”a (yer altı mezarı) benzemektedir. Yan duvarlar orta büyüklükte taşlarla örülmüş, üstü tek parça büyük bir taşla örtülmüştür. Mezarda tunçtan takılar, gaga gagaya vermiş kuşlarla süslü iğneler, çeşitli biçimlerde çanak-çömlekler bulunmuştur, özellikle kuşlu iğne, bu türün tek örneğidir. Çanak-çömlekler al-turuncu renkli, fırınlanmış, geometrik süslemelidir. Bunlar arasında meyvelikler, çan biçimi kaplar, sivri dipli şişeler, fincanlar vardır. Tümen Höyük’te birbirini izleyen katlar ve kültür evreleri şunlardır:

I A- Demir Çağı I B- Son Tunç Çağ

II a-b Orta Tunç Çağ II

III a-b Orta Tunç Çağ I

III c-d-e-f-g-h İlk Tunç Çağ

IV a-b-c-d Geç Kalkolitik Dönem (Eskitaş)

II c (İÖ 1800-1700) evresine tarihlenen ortostath anıtsal sarayın büyük bir yangınla yıkıldığı saptanmıştır. Yapının, Hitit Kralı, I. Hattuşil’in Halep ve Amuk seferi sırasında yıkıldığı sanılmaktadır. Yapı daha sonra İÖ 1600-1400′de II b ve II a’da da birtakım değişiklikler ve eklemelerle kullanılmıştır. II b evresinde pişmiş topraktan “Suriye yassı idolleri” diye bilinen heykelcikler, bir tunç heykelcik ve taştan silindir mühürler bulunmuştur.

Höyüğün kuzeydoğusunda, İÖ II. ve I. bin yıllara tarihlenen mezarlar vardır. Bunların bir bölüğü de Roma Dönemi’ndendir. Höyükte Roma Dönemi’nden iki yerleşme evresi saptanmıştır. Bu dönem yapılarının düzenli bir planı yoktur. Bunlarda daha önceki anıtsal yapıların gereçleri kullanılmıştır. Son dönem kazılarda, Obeyd benzeri boyalı çanak-çömlekler bulunmuştur. Bunlar Geç Bakırtaş Dönemi’ndendir.

YESEMEK AÇIK HAVA HEYKEL ATÖLYESİ: İlk kez, 1890′da Zincirli kazıları sırasında, Felbc von Luschan bulmuştur. 1947′de Benno Landsberger ve Kemal Balkan; 1955-1958-1962 arasında U. Bahadır Alkım başkanlığında bir ekipçe incelenmiştir. İslâhiye’nin 22 km güneyinde Yesemek Köyü yanında 200 x 300 m’lik alanı kaplamaktadır, ön Asya’nın en büyük açık hava heykel atölyesidir. Çevrede, bitirilmemiş yüzlerce heykel taslağı bulunmuştur. Burada dört tip kapı aslanı, üç tip sfenks ve üç tip dağ tanrısı kabartması saptanmıştır. Yesemek kabartmalarında dağ tanrıları ve güneş kursu motifleri vardır. Bunlar Büyük Hitit İmparatorluğu Dönemi üslubunda işlenmiştir. Çeşitli biçimlerde işlenmiş dağ tanrısı figürü, yörede tanrının kültü olduğu düşüncesini güçlendirmektedir. Yesemek heykel taslakları, ÎÖ II. binin son çeyreğiyle tö I. binin ilk çeyreğine tarihlendirilmekte-dir. Alalah tabletlerinde belirtilen adlardan, burada Hurrili sanatçıların çalıştıkları sanılmaktadır. Bu heykel ve taslak biçiminde kabartmalar İslâhiye, Zincirli, Sakçagözü ve öbür merkezlere gönderiliyor, yerinde bitiriliyordu. Yesemek Köyü’nün 2 km batısında, ovadaki Yesemek Höyüğü, 8 m yüksekliktedir. Burada yapılan kazılarda Son Tunç, Demir ve Roma dönemlerinden bir yerleşme ortaya çıkarılmıştır. Bunun Yesemek Heykel Atölyesi’nde çalışan ustaların oturduğu yerleşme olduğu sanılmaktadır.

ZİNCİRLİ (SAM’AL) : İslâhiye’nin 10 km kuzeyinde, Fevzipaşa Bucağı’na bağlı Zincirli Köyü’nde bulunan höyüktür. Yörede XIX. yy sonunda C.Humann, R. Koldewey ve Felix von Luschan’ın yönettiği kazılarda, mimarlık alanında önemli kalıntılar ortaya çıkarılmıştır. İlk Tunç Çağı’ndan Roma Dönemi’ne uzanan yerleşme çember biçimli çift duvarlı güçlü bir surla çevrilidir. İçkale’nin duvarları daha yüksektir. Burası, çeşitli savunma bölümlerinden oluşmaktadır. En yüksek noktada “Hilani” denilen yapıların oluşturduğu en son sığınma yapıları vardır. Duvarların temelleri büyük taşlardan, üst bölümler kerpiçtendir. Dinsel ve sivil yapıların temelleri kabartmalı ortostatlarla kaplıdır. Bu kabartmaların en erken örnekleri İÖX. yy’a tarihlenmektedir. Bunlar geleneksel Hitit üslubunda, sakalsız atlı ya da avcı figürleridir. Daha sonra Arami ve Asur sanatının etkisi görülmektedir. Zincirli Höyük kazılarının en önemli buluntuları tapınak ve saray yapılarıdır. Bunlar, dönemin mimarisine ilişkin önemli bilgiler sağlamıştır. Kazılar sırasında Geç Hitit kentinin altındaki kültürler, gereğince değ erlendirüememiş tir.Yerleşme, Neo-Hitit Dönemi’nin küçük krallıklarından birinin başkenti olması ve burada bulunmuş Arami yazıtları açısından önemlidir.

KİLİS İLÇESİ: Asur kaynaklarında KiLiZi, Roma Dönemi’ndeyse, Ciliza Şive Urmagiganti adıyla geçmektedir. Hititler’ den bu yana önemli yerleşme merkezlerindendir. Hitit, Roma, Bizans kalıntıları yanında, Memluk ve Osmanlı yapıları bulunmaktadır. Çevrede yer altı mağaraları ve eski mezarlar vardır. En erken tarihli Türk yapıtları Memluklu Dönemi’ndendir. Osmanlı yapıları da plan ve süsleme açısından bu yapıların etkisinde kalmıştır. Yapıların yazıtlarıyla günümüze ulaşması, sanat tarihi açısından önemlidir.

RAVANDA KALESİ: Gaziantep-Kilis arasındadır. Yapım tarihi bilinmemektedir. Haçlı seferlerinde ve Memluklar zamanında korunaklı bir kale olduğu bilinmektedir. Görkemli bir yapıdır, duvar ve burçları sağlamdır. İçinde su sarnıçları, yapı kalıntıları vardır.

KUZEYNE: Kilis’in 5 km kuzeybatısındadır. Hitit, Roma, Bizans, İslam halifeleri dönemlerinden kalıntılar vardır. Köy, açık hava müzesi görünümündedir. Kimi ey tabanları bile eski çağ mozaikleriyle döşelidir. İç ve dış kale kalıntıları görülmektedir.

KORUS (KİRİZ): Kilis’in 20 km batısında, Suriye sınırındadır. İskender ve Roma dönemlerinin önemli merkezlerindendir. Günümüzde Süngütepe (Bavuk) Köyü’nün güneyindedir. Çevrede tiyatro kilise, kale kalıntıları, sütun parçaları ve Roma sikkeleri bulunmuştur.

ULU CAMİ: Hacı Gümüş Mahallesi’ndedir. Yazıtından 1334′te Memluklar Dönemi’nde Abdullah oğlu Hacı Halil’in yaptırdığı anlaşılmaktadır. 1709 ve 1905′te onarılmıştır. Düzgün kesme taştan, dar, uzun dikdörtgen planındadır. Kuzey yüzünde 9 kapı vardır. Ak-kara taştan orta kapı XIX. yy’da onarılmıştır. Yanlarda sivri kemerli derin nişler bulunmaktadır. Kemerler karelere ayrılmış, kareler yıldız, geometrik geçmelerle süslenmiştir. İki nefti ana mekân, derin bir kubbeyle örtülüdür. Hafif sivri kemerli mihrap nişi, mukarnas dolguludur. Köşelerde bitkisel motifli, başlıklı sütuncuklar vardır. Vazodan çıkan çiçek motifleriyle süslü ahşap minber yenilenmiştir. İnce uzun minare çok köşelidir. Şerefe altı mukarnas dolguludur. Kuzeydeki avlunun kuzey yüzünde hafif sivri kemerlere oturan çapraz tonozla örtülü revak vardır.

AKCURUN CAMİSİ: Hacı Ilyas Mahallesi’ndedir. Minare yazıtında 1515′te Hasan kızı Seyyide Fatma’nın yaptırdığı bildirilmektedir. Son cemaat yeri sütunla iki nefe ayrılmış, çapraz tonozla örtülmüştür. Dikdörtgen planlı ana mekân ortada kubbe,yanlarda beşik tonozla örtülüdür. Kubbeye geçiş pandantiflerle sağlanmıştır. Mihrap, hafif sivri kemerli yalın bir niş biçimindedir. Minber, mihrap duvarına koşut 6 taş basamaktan oluşmaktadır, ince, uzun minaresi avlunun batı köşesindedir. Gövdesi çok köşelidir. Taştan, silindirik külahla örtülüdür. Şerefe altı mukarnas dolguludur.

CANBOLAT BEY CAMİSİ: Cumhuriyet Meydanı’ndadır. 1553′te Kanuni Sultan Süleyman döneminde Kilis ve çevresi beylerbeyliğine getirilen Canbolat Bey yap^ tırmıştır. Kare planlı, tek kubbeli Osmanlı camilerinin ince örneklerindendir. Son cemaat yeri, hafif sivri kemerlerle birbirine bağlanmış 6 sütuna oturan 5 kubbeyle örtülüdür. Sütun başlıkları üç dizi mukarnas süslemelidir. Taçkapı baklava motifleriyle süslüdür. Ak-al taştan pano biçiminde, iç içe iki kemerlidir. Yanlarda mukarnas başlıklı sütunlar vardır. Mukarnasların üstü rumi süslemelidir. İçten kubbeye geçiş tromplarla sağlanmıştır. Tromp aralarındaki kemerli nişlere açılan pencerelere renkli cam konmuştur. Kubbe eteği yuvarlak kasnaklıdır. Sivri kemerli mihrap nişi, köşelerde ak mermer sütuncuklarla süslüdür. Burada sarı, kara, ak ve al mermer bir arada kullanılmıştır. Minber mihrabın sağındadır. Sarı, kara, ak mermerden on taş basamakla çıkılan taht bölümü, mukarnas başlıklı sütuncuklara oturan kubbeyle örtülüdür.

Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde camiden övgüyle söz etmektedir:

“Kilis’in camilerinden biri aydınlık, sanatlı, süslü ve çok cemaatli Canbolat oğlunun camisidir ki yüce bir kubbesi, çok sanatlı mihrabı ve minberi vardır.”

ŞEYH CAMİSİ: Büyükkütah Mahallesi’ndedir. Yazıtında 1569′da II. Selim döneminde Bulgar oğlu Hacı Baki Murad’ın yaptırdığı bildirilmektedir. Beş sütunlu, düz çatılı son cemaat yerinin önünde küçük bir avlu vardır. Taçkapı, basık yuvarlak kemerlidir. Yanlarda sivri kemerli pencereler vardır. Ana mekân, basık bir kubbeyle örtülüdür. Kare kaideye oturan minare silindirik, kısa, kalın gövdelidir, taştan, koni biçimi külahla örtülüdür. Yapı, içten dikdörtgen planlıdır, mihrap önü kubbe, yan bölümler beşik tonozla örtülüdür. Kubbeye geçiş, pandantiflerle sağlanmıştır. Sivri kemerli mihrap, süslemesizdir. Minber yenidir.

ŞEYHLER CAMİSİ: Şeyhler Mahallesi’ndedir. Sülüs yazıyla yazılmış iki dizelik yazıtında, 1655′te Abaza Hasan Paşa’nm yaptırdığı bildirilmektedir. Mihrap nişine koşut iki nefli ana mekân ve sivri kemerlerle bağlı 6 sütunlu son cemaat yerinden oluşmaktadır. Sekiz köşeli minare, kalın ve kısa gövdelidir.Ana mekânı iki nefe bölen dört sütun yuvarlak gövdeli, sivri kemerlidir. Tavan düz ahşap çatılıdır. Mihrap, sivri kemerli niş biçimindedir.

HİNDİOGLU CAMİSİ: Hindioğlu Mahallesi’ndedir. Yazıtsızdır. 1664′te Kilis Voyvodası Hüseyin Ağa yaptırmıştır. Düz çatılı, yalın, küçük bir yapıdır. Son cemaat yeri, mukarnas başlıklı iki sütunludur. Minare, avlu kapısının üstündedir, kalın ve silindirik gövdelidir. Dört sütunçeye oturan külah, Geç Dönem Barok üslubundadır.Hafif sivri kemerli mihrap ve yedi basamaklı minber özgün değildir.

ÇALIK CAMİSİ: Büyükkütah Mahallesi’ndedir. Taçkapı üstündeki beş dizelik yazıtından, 1683′te Hacı Ali Ağa’nın yaptırdığı anlaşılmaktadır. Avlusunda bulunduğu bildirilen medrese odaları yıkılmıştır. Yapı, geniş bir son cemaat yeri ve dikdörtgen planlı ana mekândan oluşmaktadır. Son cemaat yeri düz çatılıdır. Ana mekân derin, oval bir kubbeyle örtülüdür. Caminin batı ve kuzeyinde geniş bir avlu vardır. Batı kapısı geometrik desenli, taş süslemelidir. Yapıya bitişik minare çok köşeli, silindirik külahlıdır. İçten, orta mekânı örten kubbe yapıya egemendir. Yanlarda beşik tonozlu bölümler vardır. Minberle hafif sivri kemerli mihrabın dikkat çekici bir özelliği yoktur.

CUNEYNE CAMİSİ: Odunpazarı semtindedir. İlk yapım tarihi bilinmemektedir. XIX. yy başında Salih Ağa’nın yaptığı onarımla ilgili yazıtı vardır. Düzgün kesme taştan, dar, uzun dikdörtgen planlı bir yapıdır. Doğu yüzünde, kapı ve pencerelerle devinim sağlanmıştır. Minare, avlunun giriş kapısı üstündedir. Düzgün kesme taştan, çok köşeli, piramit biçimi külahlıdır. Hafif sivri kemerli mihrap nişi süslemesizdir. Minber, asma minber biçimindedir.

KADI CAMİSİ: Büyükkütah Mahallesi’ndedir. Vakıf kayıtlarına göre XVII. yy’da yapılmış, 1822′de onarılmıştır. Şair Hâki’nin dizelerinden oluşan yazıtına göre, yapıyı 1822′de Hacı Abdurrahman onanmıştır.

Düzgün kesme taştan, dikdörtgen planlı, düz çatılı bir yapıdır. Son cemaat yeri çapraz tonozla örtülüdür. Camidenuzakminare.kare kaideli, uzun silindirik gövdelidir. İçten, mihrap duvarına koşut iki netlidir. Nefler, çapraz tonozla örtülüdür. Mukarnas başlıklı sütunçelerle süslü mihrap ve minber de 1822′de yapılmıştır.

MEVLEVİHANE: Cumhuriyet Meydanı’nda, Hükümet Konağı’nın karşısındadır. Taçkapının üstündeki sülüs yazıyla yazılmış yazıtında, 1525′te Abdül Hamid Murtaza’ nın yaptırdığı anlaşılmaktadır. Mevlana Celaleddin Rumi adına yapılmıştır. Ak kesme taştandır. Halk arasında “Aktekke” adıyla bilinmektedir. Konuk odaları, dinlenme yerleri, mutfak, şeyh odaları, havuzlu fıskiye, kabristan bölümleri yıkılmış, semahane günümüze ulaşmıştır. Burası ortada büyük, yanlarda dört küçük kubbeyle örtülüdür. Batı yüzünde, pencere ve kapılar bakışık düzendedir. Burası 5 dikey bölüme ayrılmış, aralara iki dizi pencere açılmıştır. Saçak altlan, iki dizi mukarnas süslemelidir. Yapının içinde 1876 tarihli onarım yazıtı vardır. Orta mekân, dört kalın payeye oturan kubbeyle örtülüdür. Kubbe kasnağına yuvarlak kemerli 12 pencere açılmıştır. Köşelerde bulunan kare mekânlar da küçük kubbelerle örtülüdür. Sivri kemerli mihrabın üstünde sülüs yazıyla “Yâ Hazreti Mevlana” yazılıdır. Mihrap nişi istiridye ve mukarnas süslemelidir.

ŞEYH ABDULLAH EFENDİ TEKKESİ: Bölük Mahallesi’ndedir. Dört dizelik yazıtında 1858′de yapılmış bir Nakşibendi tekkesi olduğu anlaşılmaktadır. Geniş avlu içinde, düzgün kesme taştan bir yapıdır.Avlunun doğusunda derviş odaları, güneydoğusunda semahane vardır. Semahane, düz toprak damlıdır. İçten mihraba koşut iki nefe ayrılmıştır.

CANBOLAT TÜRBESİ: Canbolat Camisi’nin avlusunda, mihrap duvarı önündedir. Sarı-kara taştan, 6 köşeli, kubbeli bir yapıdır. Duvarlarda iki dizi pencereyle devinim sağlanmıştır. Alt pencereler düz atkılı, üsttekiler yuvarlak kemerlidir.Türbenin çevresinde, dönemin ünlü hattatlarının yazdığı mezar taşları bulunmaktadır.

ŞEYH ABDULLAH EFENDİ TÜRBESİ: Şeyh Abdullah Efendi Tekkesi’nin avlusundadır. XIX. yy sonunda yapılmıştır. Kare mekânlı kubbeli, yalın bir yapıdır.

BAYTAZ HANI: Cumhuriyet Caddesi’ nin köşesindedir. 1879 tarihli vakfiyesinden, Nakşibendi Şeyhi Hacı Abdullah Efendi’nin yaptırdığı anlaşılmaktadır. Çok yıkık olan yapı, onarılarak çarşıya dönüştürülmüştür. Giriş çapraz tonozludur. Birinci kat kemer aralarında aslan kabartması vardır.

HOCA HAMAMI: Aşıt Mahallesi’ndedir. 1545′te Kanuni Sultan Süleyman zamanında, Canbolat Bey yaptırmıştır. Soyunma yeri, soğukluk ve sıcaklık bölümlerinden oluşan sade bir yapıdır. Soyunma yeri kare planlı, büyük kubbelidir. Kubbenin tepesindeki aydınlık feneri, piramit külahlıdır. Soğukluk bölümü kare planlı, pandantifli kubbelidir. Sıcaklık, dört kollu haç biçimindedir. Orta mekân biri büyük beş kubbeyle, eyvanlar beşik tonozla örtülüdür. Köşelerde kubbeyle örtülü halvet hücreleri vardır. Taçkapı sivri kemerlidir. Kemerin içi, çiçek motifleriyle bezenmiştir. Saçak, değişik motiflerle süslü konsollara oturmaktadır.

ESKİ HAMAM: Meşhedlik Mahallesi’ndedir. Yazıtından 1562′de Kanuni Sultan Süleyman zamanında Canbolat Bey’in yaptırdığı anlaşılmaktadır. Tek hamam planında, düzgün kesme taştan, üç bölümlü bir yapıdır. Soyunma yeri kare planlı, büyük kubbelidir. Kubbeye geçiş pandantiflerle sağlanmıştır. Dikdörtgen planlı soğukluk basık, yuvarlak bir kubbeyle örtülüdür. Sıcaklık bölümüyse haç biçimi planlıdır. Orta mekân pandantifli kubbeyle, eyvanlar beşik tonozla örtülüdür. Köşelerde kubbeli halvet hücreleri vardır.

PAŞA HAMAMI: Tekke Mahallesi’ndedir. Canbolat Bey’in Kilis’te yaptırdığı üçüncü hamamdır (1567). Kilis hamamlarının en büyüğü ve süslemesidir. ön yüz, tümüyle yöreye özgü sarı ve kara taşla örülmüştür. Büyüklü küçüklü 11 kubbesi vardır. En büyüğü soyunma yerini örten, sekiz köşeli kasnağa oturan kubbedir. Öbürlerinden ayrı olarak, burada soğukluk bölümü de üç kollu haç planıdır. Taban, ak-pembe mermerden olup ortası baklava motiflidir. Sıcaklık, dört kollu haç biçimindedir. Eyvanlar beşik tonozlu, köşelerdeki halvet hücreleri küçük kubbelidir. Ortadaki al-ak mermer dizilerinden oluşan göbek taşı sekiz köşelidir.

HASAN BEY HAMAMI: Çaylık Mahallesi’ndedir. Yol düzeyinden aşağıda olduğundan “Çukur Hamam” diye bilinir. Yazıtından 1599′da Tanrıverdi oğlu Hasan Bey’in yaptırdığı anlaşılmaktadır. Düzgün kesme taştan, soyunma, soğukluk ve sıcaklık bölümleri art arda dizilmiş, kubbeli bir yapıdır. Dikdörtgen planlı soğukluk, tonozlu bir eyvanla genişletilmiştir. Eyvanın köşesinde “mağtıs” denilen küçük bir hücre vardır. Soğukluk, biri büyük iki kubbelidir. Sıcaklık, dört kollu haç biçimindedir. Bu bölüm ortada bir yanlarda dört kubbeyle örtülüdür. Ortadaki göbek taşı Paşa Hamamı’nın benzeridir.

TUĞLU HAMAM: Şeyhler Mahallesi’ndedir. Yazıtında 1785′te Kilis Mîr-i miranı (beylerbeyi) Daltabanzade MehmedPaşa’nıri yaptırdığı bildirilmektedir. Düzgün kesme taştan, çok kubbeli bir yapıdır. Ön yüzde ak-kara taş ve mermer, süs öğesi olarak kullanılmıştır. Kuzeyinde kirpi saçak türünde kornişler, doğusunda ince görünümlü dört çörten vardır.Derin kubbeli, dikdörtgen planlı soyunma yerinden, üç kollu, haç biçimi eyvanlı soğukluğa geçilmektedir. Eyvanlar sivri kemerli, beşik tonozludur. Köşelerde küçük kubbeli hücreler vardır.

Sıcaklık dört kollu, haç biçimi ey Vanlıdır. Sekiz köşeli orta mekân kubbeyle örtülüdür. Ortada al-ak mermer düzeninde göbek taşı vardır.

KURDAĞA ÇEŞMESİ: Bölük Mahallesi’ndedir. Düzgün kesme taştan, sivri kemerli Osmanlı çeşme mimarisinin güzel örneklerindendir. 1635′te Kilis Voyvodası Kurdağa yaptırmıştır. Kuzey yüzünde sivri kemerli derin bir niş, önünde yalak vardır. Ön yüzden batıyaldoğru uzanan hayvanların yıkandığı ikinci yalak “savak” olarak adlandırılır.

İBŞİR PAŞA ÇEŞMESİ: Şehit Sakib Mahallesi’ndedir. Yazıtındaki Şair Nahifi’nin dört dizesinden, 1654′te dönemin sadrazamı Mustafa Paşa’nın yaptırdığı anlaşılmaktadır. Osmanlı çeşme mimarisinin başarılı örneklerindendir, ön yüzü (güney) silmeli ve sivri kemerlidir. Kemerin çevresi zincir, yanları bitkisel ve geometrik süslemelidir.

FELLAH ÇEŞMESİ: Fellah Mahallesi’ndedir. İki yazıtlıdır. Dört dizelik talikle yazılmış yazıtından 1623′te Hasan Ağa’nın yaptırdığı anlaşılmaktadır. İkinci yazıtındaki Şair Ruhi Efendi’nin üç dizesinden 1787′de Üçtüroğlu Seyyid Abdurrahman’ın onarttığı bildirilmektedir. Düzgün kesme taştan, dikdörtgen biçimlidir. Doğuya bakan ön yüzü yuvarlak kemerli niş biçimindedir. Kuzeyinde “savak” vardır.

KÜÇÜK ÇARŞI ÇEŞMESİ: Şeyhler Mahallesi’ndedir. Yazıtı yok olmuştur. Düzgün kesme taştan, dikdörtgen biçimli bir yapıttır. Doğu ve kuzey yüzleri nişler, geometrik kurslar, kırık çizgiler, çiçek ve yaprak motifleriyle süslüdür.

HAFFAF (KAVAF) ÇEŞMESİ: Aslan Mahallesi’ndedir. Ayna taşı üstündeki süslü yuvarlak içinde, 1844′te yapıldığı yazılıdır. Yazıtındaysa, Kavafzade Hacı Osman’ın yaptırdığı bildirilmektedir. Dört yüzlü, dikdörtgen biçimlidir. Batıya bakan ön yüzü kubbelidir.

NİZİP İLÇESİ: Yöredeki höyüklerin pek çoğunda kazı yapılmıştır. Burası Belkıs ve Karkamış kalıntılarıyla ünlüdür.

BELKIS: Nizip-Birecik yolunun kuzeyinde, Kavunlu Köyü yakınlarındadır. Geçmişte Zeugma ve daha sonra Seleucia ad Euphrates adlarıyla bilinmektedir. Adını, Kommagene ve Mezopotamya’yı birleştiren tarihsel köprüden almaktadır. Yörede Hitit, Asur, Roma, Bizans ve İslam dönemlerinden kalıntılar vardır. Roma ve Bizans dönemlerinin önemli merkezlerindendir. Bu dönemlerde kent teras üstünde batıya uzanıyordu. Akropol tepe üstündeydi. Sikkelerde gösterilen tapınak ve ve saray günümüze ulaşmamıştır. Çevrede nekropol ve mozaik kalıntıları vardır. Bunlardan birinde Yunanlılar’ın Yiğitlik Tanrısı Herakles’in (Roma’da Herkül) 12 işi anlatılmaktadır. Ayrıca, Roma Dönemi’nden yol kalıntıları ve antik köprüyle ilişkili olduğu sanılan çift duvar kalıntısı vardır. Çıkarılan yapıtlar Gaziantep, Ankara, İstanbul, Paris (Louvre) ve Berlin müzelerindedir.

KARKAMIŞ: Geçmişte Karkamış adıyla bilinen Barak Bucağı’ndadır. Karkamış bu bucağa bağlı köylerdendir. Fırat Irmağı kıyısında önemli bir Hitit yerleşmesidir.Yunan ve Roma dönemlerinde Europos adıyla bilinmektedir. 1876′da G.Smith, kenti bulmuş, 1878-1881 arasında British Museum kazı yaptırmıştır. XX. yy başında D.G. Hogarth ve L. Woolley araştırmaları sürdürmüştür. Kalenin bulunduğu tepede, tarih öncesi kalıntılar yanında Erken ve Geç Neo-Hitit (Yeni Hitit) dönemlerine tarihlenen iki ana yerleşme saptanmıştır. Kazılarda, büyük boyutlarda, kerpiç duvarlı, basamaklı, iki katlı bir yapı topluluğu ortaya çıkarılmıştır. Kent duvarları, yapılar, ortostatlı taş temeller, tapınak kalıntıları önemli buluntulardır. Kale kapıları İmparatorluk Dönemi’ndekiler gibi üç geçitlidir. Kentin dış duvarlarıysa, daha geç dönemde yapılmıştır. Burada da çift duvarlı surlar ve düzensiz yerleştirilmiş burçlar vardır. Buluntular, Neo-Hitit Dönemi, Hitit-Asur üslubunda konut ve dinsel mimariye ilişkin bilgileri artırmıştır. Karkamış’ta Yunan megaronlarının Hitit yapılarında karşılığı olan Hilani türünün geliştirilmiş örnekleri ortaya çıkarılmıştır. Ortostat kabartmaları da Hitit-Asur üslubundadır. Buradaki toplu mezarlardan birinde ölü armağanları arasında yuvarlak ağızlı, uzun boyunlu, yuvarlak gövdeli, tek kulplu kaplar bulunmuştur. Bunlar İÖ II. bine tarihlendirilmiştir.

Gaziantep ili’nde bunlar dışında Araban ilçesi’nde Karacaören (Roma-Bizans dönemleri), Oğuzeli llçesi’nde Tilbaşar Kalesi ve Yavuzeli llçesi’nde Rumkale önemli antik yerleşmelerdir. Görkemli bir yapı olan Rumkale, Erken Hıristiyanlık Dönemi’nin ilk yerleşmelerindendir. İsa’nın havarilerinden Aziz Yuhanna’nın mezarı bulunduğundan burası kutsal sayılmaktadır.

Tags: , , , , ,



Yorum Yaz