istanbulun tarihi çeşmeleri sebillleri

İstanbul’da suya verilen değer, su mimarisinin gelişimini etkilemiştir. Su yollan, kemerler, bentlerle kente getirilen sular, hamamlarda, camilerde, çeşme ve sebillerle halkın yararına sunulmuştur. Çeşme ve sebiller Osmanlı sosyal yapılarının önemli bir bölümünü oluşturur. Her köşede, her sokakta, bir çeşme ya da sebille karşılaşılabilir. Bunlar, dönemlerinin beğenisini, sanat anlayışını yansıtan önemli belge niteliğindedir. Kimi büyük görkemli bir anıttır, kimileri de bir avlu duvarını süsleyen, küçük, gösterişsiz bir öğedir. Çeşmelerin, sebillerin, selsebillerin, köşk ve yalı sofalarının, bahçelerinin bezemesi olduğu da görülür.
Çeşmeler, en yalın biçimiyle kesme taştan, sivri kemerli niş biçimindedir. Bunlar mermer kemerler, ayna taşlan, zengin saçak süslemeleriyle görkemli bir görünüş kazanabilmektedir. Çeşmeler, mimari konumlarına göre sınıflandırılabilir. Duvara bitişik, tek yüz olanları “Cephe çeşmesi” diye adlandırılmaktadır. “Meydan çeşmeleri”yse, büyük bir alan ortasındaki anıtsal nitelikli yapılardır. Kimileri de mermer bir sütun içine oyul-muştur. İki ya da üç yanından su akanlara da çatal çeşme denilmektedir. Bu yapıların bir bölümü, sebil, sübyan mektebi, cami, mescit, mezarlık gibi yapılarla birlikte mimari bir düzen içindedir. Kadırga’daki Esme Sultan, (1781-1782), Edirnekapı-Rami arasında Topçubaşı’ndaki Sadrazam Meh-med Paşa (1617) çeşmeleri, depolarının üstündeki namazgahlarla, çeşme mimarisinin ilginç örnekleridir.
Cephe çeşmeleri içinde, kentin en eski yazıtlı çeşmesi, Davud Paşa Camisi yanındaki yalın, sivri kemerli yapıttır (1845). Atatürk Bulvarı açılırken kaldırılan Kırkçeş-me, İstanbul’un en eski çeşmelerinden olup Bizans-Osmanlı üslubunun karışımı bir yapıdır. Yedikule dışındaki Kazlıçeşme’yse (1546-1547) tümüyle Osmanlı mimarisi üslu-bundadır. İstanbul Arkeoloji Müzesi bahçesindeki mermer çeşme, Bizans yapıtı olup bezemeleri Osmanlı Dönemi’ndendir. Vefa’ da Molla Hüsrev Camisi yanındaki dilimli, sivri kemerli, yazıtsız çeşmenin XV.yy’dan sonra yapıldığı sanılmaktadır.
Günümüze ulaşan çeşmeler, çoğunlukla Kanuni dönemindendir. Bu yapıtlar, uyumlu ve ölçülü mimari ve süslemeleriyle, klasik üslubun özelliklerini yansıtır. Bunları izleyen aşırı süslemeli Lale Devri ve Barok üsluplu çeşmeler dönemlerinin yapıları içinde en ilginç yapıtlardır. XVIII. ve XIX. yy’da Osmanlı mimarisi, su mimarisine özel önem vermiş, bu dönemde çok sayıda çeşme ve sebil yapılmıştır. XI X.yy’da Ampir üslup da çeşme mimarisini etkilemiştir.
Kabataş’taki Kazasker Esad Efendi Çeşmesi, klasik üslubuyla, özgün bir yapıttır. Üstünde IlI.Selim’in onarım yazıtı vardır. Yalın kemeriyle klasik üslubun antısal örneklerinden olan çeşme, 1956′da yapılan set duvarı içine gömülmüştür. Aynı türün daha zengin örnekleri arasında, Edirnekapı’ daki Semiz Ali Paşa (1565-1566), Kâğıthane’de Mirahor Nuh Ağa (1589-1590), Şeh-zadebaşı’ndaki İbrahim Paşa (1603-1604) çeşmeleri sayılabilir. Üsküdar, Valide Atik Mahallesindeki 1581 tarihli Kemeraltı Çeşmesi kesme taştan üç yüzlü bir yapıdır.
Çemberlitaş’ta, Köprülü Camisi duvarına bitişik çeşme, tek kemerli, ince süslemeli, mermerden, seçkin bir örnektir.
Lale Devri’nde çeşmeler daha zengin, daha ince biçim almıştır. Kâğıthane’de III.Ahmed Çeşmesi (1722-1723), Fatih’te Nevşehirli İbrahim Paşa Çeşmesi (1730-1731),Eminönü’ndeki Yeni Cami hazire duvarına bitişik Rukiye Kadın Çeşmesi (1738-1739) bunlardandır.

Barok üslupla birlikte, sivri kemerin yerini, yarım yuvarlakların birleşiminden oluşan Barok kemer almıştır. Bu dönemde, kabartma süslemeli, sütuncuklu, iç içe kemerlerle devinim kazandırılmış daha abartılı çeşmeler yapılmıştır. Fatih’te Vezir Ahmed Paşa (1741-1742), Vilayet karşısında Hacı Beşir Ağa (1744-1745), Nuruosmaniye Camisi Çeşmesi (1756-1757) bu türün özgün örnekleridir. Ayrıca süslemesiyle başyapıt sayılabilecek çeşmeler de vardır. Bunların başında Fatih’teki I.Mahmud Çeşmesi gelmektedir (1748). Küçük ölçülerde, ancak anıtsal niteliktedir. Karacaahmet Mezarlığı’nın duvarına bitişik 1794 tarihli Ayşe Hatun Çeşmesi tek parça mermerden, ince işçilikte bir yapıttır. Eminönü’nde, Mısır Çarşısı’nın yan kapısı karşısında Hatice Sultan Çeşmesi (1806-1807) tarihlidir. Bu ince yapıt, saçağı ve altın yaldız süsleme-leriyle anıtsal nitelikli Barok çeşmelerin günümüze bozulmadan ulaşabilen özgün ve değerli örneklerindendir.
Ampir üslupta çeşmelerin en görkemlisi Sultanahmet’te 1819-1820′de yaptırılan Cevrî Kalfa çeşme ve sebilidir.
XIX.yy sonlarında Neo-klasik üslupta güzel çeşmeler yapılmıştır. Valide Pertevniyal Çeşmesi (1871-1872) çok karışık üslupta olmakla birlikte, klasik mimari özellikleri ve geniş mermer yüzüyle caddeyi süslemektedir. Neo-klasik üslubun öbür örnekleri arasında Beşiktaş’ta Yahya Efendi (1903-1904), Erenköy’de Ahmed Reşad Paşa, Kısıklı (1914-1915) ve Erenköy İstasyonu yakınındaki Çifteçeşme (1921-1922) sayılabilir.
Haydarpaşa’da Nuruayn, Galata’da Laleli ve Fındıklı’da Ortaokul çeşmeleri çağdaş mimaride yapılardır.
Küçük alanlara yapılan çeşmeler, daha anıtsal görünüşlüdür. Bunların bir ya da birkaç yüzü süslemelidir. Kumkapı, Nişan-ca’daki Halil Çevkan Çeşmesi klasik üslubun güzel örneklerindendir (1590-1591). Yüzler, sivri kemerli nişler biçimindedir; üstü sivri taş külahlıdır. Klasik üslûbun yalın çizgili çeşmelerinden biri de Mahmud Paşa Camisi arkasındaki Güzelce Mahmud Çeşmesi’dir. Meydan çeşmelerinin en özgün ve anıtsal örneği Sultanahmet’teki III.Ahmed Çeşmesi’dir. 1728-1729′da Mimar Meh-med Ağa’ya yaptırılmış olup çeşme ve sebilden oluşan bir başyapıttır. Çeşmenin her yüzüne, ortaya çeşme, yanlara niş biçiminde oturma hücreleri, köşelere de sebiller yerleştirilmiştir. Yapıyı örten beş küçük kubbe, geniş, süslü saçaklıkla son bulur. Tüm yüzler, çini ve taş işçiliğinin özgün örnekleriyle kaplıdır. Bu yapı, aşırı süslemesine karşın, Türk çeşme mimarisinin en güzel örneklerindendir.
Üsküdar, İskele Meydanı’ndaki III.Ah-med Çeşmesi de benzer mimaridedir. Ancak, köşelerde sebiller yoktur. III.Ahmed 1728-1729′da Mimar Mehmed Ağa’ya yaptırmıştır. Dört köşe kubbe, süslemeli geniş bir saçakla son bulur. Tüm yüzleri, dönemin ünlü kişilerinin dizeleri süsler.
Yoğun iskele meydanlarına çeşme yaptırma geleneği, I. Mahmud döneminde de sürmüştür. Tophane Meydanı Çeşmesi bunlardandır (1732). Mimar Mehmed Ağa’nın yapıtıdır. Yüzleri çiçek, meyve ve selvi motiflidir. Tek kubbesi, geniş saçaklıdır. Azap-kapı’da I. Mahmud’un annesi Saliha Sul-tan’ın yaptırdığı çeşme değişik plandadır (1732-1733). Ortada iki taşkın sebil, yanlarda iki çeşme bulunmaktadır. Öbür yüzler düz bırakılmıştır. Süleymaniye Camisi’yle Üniversite arasındaki alanı süsleyen çeşme Batı üslubundadır. Çadır biçimi taş külahla örtülü yapının duvarları yalındır; yalnızca Barok üslupta yassı ayaklarla devinim sağlanmıştır.
Eyüp’teki 1795 tarihli Mihrişah Sultan Çeşmesi de döneminin yaygm bezemeleriyle kaplı, çeşme-sebil karışımı yapılardandır.
Son dönem meydan çeşmelerinin en görkemlisi Beşiktaş’la Maçka arasındaki Bez-miâlem Valide Sultan Çeşmesi’dir (1839-1840). Yapıt, şair Şükrî ve Ziver’in dizeleriyle ve Ampir üslupta kabartmalarla süslüdür.
Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde, değişik üslupta çeşmeler yapılmıştır. Yıldız-Balmumcu arasındaki II .Abdülhamid Çeşmesi Neo-klasik üsluptadır.Burada klasiküs-lubun kemer ve niş öğeleri çokça kullanılmıştır. Bu yapı, Osmanlı meydan çeşmelerinin son halkasını oluşturmuştur.
Sultanahmet Meydanı’ndaki Alman Çeşmesi Osmanlı çeşme mimarisine tümüyle yabancı öğelerle dolu, değişik bir çalışmadır. 1898-1899′da Almanya’da yapılmış, 1901′de Alman İmparatoru II.WHherm’in armağanı olarak günümüzdeki yerine oturtulmuştur. Mimarı M.Spitta, çalışmasında Bizans sanatının mimari ve süslemelerinden esinlenmiştir. Sekiz dilimli kubbe, parlak ve ebruli yeşil sekiz mermer sütuna oturmaktadır. Kubbe içi altın, dışı renkli çinilerle bezenmiştir. Yedi köşede çeşme, bir köşede basamaklar yer alır.
SEBİLLER: Hayır yapılan arasında, başlıbaşına bir tür oluşturan sebiller, gelen geçene su ve belirli günlerde şerbet dağıtılan yerlerdi. Daha çok İstanbul’da yoğunlaşan bu yapıların, anıtsal örneklerine rastlanmaktadır. Evliya Çelebi, kentte pek çok sebil bulunduğunu bildirmektedir; ancak bunlar çoğunlukla ahşap olduğundan günümüze ulaşmamıştır. Yok olanlarla birlikte sebillerin sayısı 125-130′u bulmaktadır.
İşlek caddelerin köşe,başlarına yapılan sebillerin bir bölümünün içinde, yaptıranın gömütü bulunmaktadır. Şair Necati, Hafız Paşa, Koca Ragıp Paşa sebilleri bu türe örnek gösterilebilir.
Sebil mimarisi, Osmanlı-Türk sanatında ancak XVI. yy’da görülmeye başlamıştır. XVII. yy’daysa sebiller, biçimleri, konumları ve birlikte bulundukları yapı topluluklarıyla önem kazanmışlardır.
Kentteki en eski ve yalın görünüşlü olanlar köşe sebilleridir. Bu türün ilk örneklerinden biri Vefa’daki Hüsrev Kethüda Se-bili’dir. 1565/1566′da Piyale Paşa’mn yaptırdığı bu sebil çok yıkıktır. İlk yapımında geniş bir saçakla örtülü olduğu sanılmaktadır. Klasik Osmanlı mimarisinin yalın, ölçülü yapılarındandır. Yuvarlak kemerli pencereler tunç kafeslidir, köşelere mukar-nas başlıklı, mermer sütunlar yerleştirilmiştir. Pencere üstleri rozet motiflidir. 1578′de Takkeci İbrahim Ağa’nın Topkapı surları dışına yaptırdığı Takkeci Sebili bu türün daha yalın örneklerindendir. Burada tunç kafesli iki pencere, dört köşe bir ayakla ayrılmaktadır. Benzer bir sebil,Sultan Ahmed Külliyesi’nin çarşı yapısının köşesindedir. Topkapı. dışındaki Sakine Hatun Sebili de yalın mimarisiyle, klasik dönem sebillerinin güzel örneklerindendir.
Küçük, ancak özgün görünümlü sebillerin ilk örneklerinden biri Süleymaniye’ de, Mimar Sinan Türbesi’nin bulunduğu, küçük mezarlığın ucundadır. Sinan’ın tür-besiyle bir bütün oluşturan bu anıt, beş pencerelidir. Geniş bir saçak ve kubbeyle örtülüdür. Tophane’de Kılıç Ali Paşa Camisi köşesindeki sebil, dört mermer sütun arasında üç pencerelidir. Pencereler sivri kemerli ve tunç kafeslidir. Üstü dilimli kubbeyle örtülüdür. Sebil mimarisinin gelişiminde önemli yeri olan örneklerden biri Di-vanyolu’ndaki Koca Sinan Paşa Sebili’dir. Mimar Davud Ağa’nın yaptığım (1594) belirten yazıtı olması önemlidir. Altı köşeli yapının, tunç kafesli beş penceresi vardır. Köşelere mukarnas başlıklı mermer sütunlar yerleştirilmiştir. Kemer altları mermer kafeslidir. Ahşap saçağın üstü kubbelidir. Bozdoğan Kemeri altındaki Gazanfer Ağa Sebili 1599′da yaptırılmıştır.
XVII. yy’in klasik üsluptaki sebillerinden biri, Vezneciler’deki Murad Paşa Sebili’dir. 1606′da Sadrazam Kuyucu Murad Paşa yaptırmıştır. Sivri kemerlerle bağlanan mukarnas başlıklı sütunları kalmıştır. Ha-seki’deki 1634 tarihli Bayram Paşa Sebili, bu türün seçkin örneklerindendir. 6 mermer sütunla ayrılan 5 pencere tunç, kemerler mermer işlemelidir. Saçaklar bağdadi’tekni-ğindedir, üstü kubbeyle örtülüdür. Klasik üslubun özgün örneklerinden biri de Emin-önü’nde, Valide Külliyesi Sebili’dir. Tunç işlemeli pencerelerin köşeleri mermer sütunlu-dur. Saçakları ahşap, üstü kurşun kaplıdır. İçi çinilerle süslenmiştir. Yanında çeşmesi vardır.
Üniversite Kitaplığı yanındaki İbrahim Paşa Sebili yeni üslup denemesinin ilk örneklerindendir. 1708/1709′da Mimar Bekir’ in yaptığı sanılmaktadır. Beş mermer sütun, yuvarlak kemerlerle bağlanmıştır. Pencere üstleri işlemelidir. Özellikle kemerleri ve saçakaltı süslemeleri ilginçtir.
Lale Devri’yle birlikte sebil mimarisi de zenginleşmiştir. Dönemin sanat anlayışını belirleyen yapıtlardan biri Şehzadebaşı’nda-ki, Nevşehirli İbrahim Paşa Sebili’dir (1718/ 1719). Yapı, boş kalmayacak biçimde, kabartma mermer, yazılar, filiz kıvrımları, yapraklar, mukarnaslarla bezelidir. Tunç kafesler de lale motiflidir. Üstü küçük kubbeyle örtülüdür. Yapıtın bir başka özelliği çok dışa taşkın olmasıdır.
Bu mimari ve süsleme, daha sonraki örnekleri de önemli ölçüde etkilemiştir. 1733/ 1734′te yaptırılan Hekimoğlu Ali Paşa Sebili’nde de bu özellikler belirgindir. Pencere üstleri, saçağa dek oya gibi işlenmiştir.
Valilik karşısındaki Hacı Beşir Ağa Se-bili’ndeyse Barok üslup egemendir (1745). Türk sanatına yabancı öğelerine karşın, güzel bir yapıttır. En ilginç özelliği, dış yüzlerinin iç bükey biçiminde oluşudur. Fatih’teki II. Mahmud Sebili (1829) de benzer mimaridedir.
Barok üslubun özgün örnekleri arasında Beyazıt’ta Seyyid Hasan Paşa Sebili (1745), Kapalıçarşı yanında Nuruosmaniye Sebili (1755/1756), Laleli Camisi Sebili (1763/1764), Gülhane Parkı karşısındaki Abdülhamid Sebili sayılabilir.
Koca Mustafa Paşa Camisi avlusundaki Hacı Emine Hanım Sebili’yse,XIX. yy’in ilk yarısına egemen Ampir üslubun belirgin örneklerindendir. Kimi sebiller de, yapı topluluklarının ya da hayır yapılarının yüzünü süsleme amacıyla yapılmıştır. Bu türün klasik örneklerinden biri Lale Devri üslubunda Amcazade Hüseyin Paşa Sebili’dir (1700).
Sebil mimarisinde basamak oluşturan yapıtlardan biri de Simkeşhane yüzündeki 1610/1611 tarihli Gülnûş Sultan Sebili’ydi. 1956′da yıktırılan bu yapı, dönemin özelliklerini yansıtıyordu. Türk Barok mimarisinin en görkemli yapıtlarından biri Dolmabah-çe’deki 1643/1644 tarihli Hacı Emin Ağa Sebili’dir. Cephe sebillerinin öbür ilginç örnekleri arasında Kabataş’taki 1786/1787 tarihli Koca Yusuf Paşa ve Eyüp’teki 1795/ 1796 tarihli Valide Mihrişah sebilleri sayılabilir. Koca Yusuf Paşa Sebili’nde ortaya çeşme, yanlara ikişer pencereli sebiller yerleştirilerek değişik bir düzen uygulanmıştır.
Tophane’deki 1825/1826 tarihli Nusretiye Camisi Sebili’yse, Barok’tan Ampir üsluba geçişin özgün örneklerindendir. Sultan II. Mahmud için yaptırılan türbenin yanında olup, antik tapınaklar görünümündedir. Üsküdar’da Şeyhülislam Arif Hikmet Efendi Sebili de benzer üsluptadır. II. Mahmud’ un Cevrî Kalfa’ya yaptırdığı Sultanahmet’ teki 1819/1820 tarihli mermer kaplı sebil aynı üslupta olup, üstünde sübyan mektebi vardır.
İstanbul’da köşe ve cephe sebilleri yanında anıtsal görünüşlü, bağımsız çeşme-sebil karışımı yapılar da vardır. Bu türün en seçkin örnekleri Sultanahmet’teki III. Ahmed Çeşmesi, öbürü Azapkapı’daki Valide Saliha Sultan Çeşmesi’dir.



Yorum Yaz